1 Mart 2010 Pazartesi

FÂSILANIN KISIMLARI – 2

3- Tevşîh: Cümlenin başında bulunan kelimenin kafiyeye uygun bir şekilde gelmesidir. Tasdir ile tevşîh arasındaki fark, tevşihin delâleti manevî, tasdırinki ise lâfzı olmasıdır. "Allah Âdem 'i... seçip üstün kıldı" (Âl-i İmrân, 3/33) âyeti buna misâldir. Ayetteki istafâ fiili, el-âlemîn kelimesinde lâfzen fâsıla bulunduğuna delâlet etmez. Çünki el-âlemîn kelimesi, istafâ fiilinden farklıdır. Fakat istafâ kelimesinin delâleti mana yönündendir. Bundan anlaşıldığına göre istafâ kelimesinin lüzumlu manalarından biri,
aynı cinsten olanlar arasından seçilmesidir. Seçilenin cinsi ise, aynı soydan gelmiş olmasıdır."İyiler mutlaka nimet içindedirler" (el-İnfitar, 82/13-14) âyetleri buna misâldir.
4- Mütemâsil; iki fasılanın kafiye dışında vezinde müvazi olmasıdır. Birinci fâsılanın kelimeleri de ikinci fâsıladakilerin mukabilidir. Murassa göre, mütevâzın'in mütevâzi'ye nisbeti gibidir. "Onlara açık ifadeli kitab'ı verdik; onları doğru yola ilettik" (es-Sâffat, 37/117-118) âyeti buna misâldir.
ez-Zemahşerî Kessâf'ında şöyle der: fâsıladaki güzelliğin korunması, cümledeki kelimelerin yerli yerine konulup manasını aynen taşımasıyla mümkündür. Şayet mana ihmal edilecek olur, sadece lâfız güzelliğine önem verilecek olursa bu cümlede belâği (edebî) yön aranmaz. Bu yüzden "Onlardır ahirete kesinlikle iman edenler..." (el-Bakara, 2/4) âyetinde âhiret kelimesinin takdimi sadece fâsıladan dolayı 000değil, ihtisasa riâyetten dolayıdır da.
Fâsıla, aslında vakf (durak) üzerine binâ edilir. Bu yüzden fâsıla, merfu kelime karşılığında mecrur; mecrur mukabilinde merfu olarak gelir. "Biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık" (es-Saffât, 37/9-11) âyetleri buna misâldir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder