30 Mart 2010 Salı

HÂDİS – 2

Buradan hareketle kelâm ilminde fazlaca kullanılan hudûs delilinde âlemin mümkün varlık olması dolayısıyla hâdis olduğu kabul edilerek, buradan, Allah'ın varlığının isbâtına gidilmektedir. Bu delili ilk defa kullanan, Ca'd b. Dirhem (ö. 118/736)'dir. Ancak İslâm aleminde sistemli bir şekilde ilk olarak bu delilden bahseden el-Kindî (ö. 252/866) olmuştur.

Bu delil şöyle ifade edilir: Âlem hâdistir (sonradan meydana gelmiştir). Her hâdisin de bir muhdisi (meydana getiricisi) vardır. O halde, âlemin de bir muhdisi vardır; o da Allah'tır.
Bizim için burada sözkonusu edilen "hâdis" meselesini, yani birinci öncülü ele alırsak, bunu kelâm âlimleri şöyle açıklamışlardır: Âlem cevherlerden, cisimlerden ve arazlardan meydana gelir. Cevherler ârazlardan hâli değildir. Yani, cisim arazsız olamaz. Ârazlar ve sıfatlar ise daima değişmekte, dolayısıyla daima yenilenmektedirler. Yenilenen ve değişen şeyin ise ezelî yani kadîm olması mümkün değildir. Buna göre; cevher, cisim ve arazlardan meydana gelen âlemin de hâdis olması gerekir; zirâ bunlar hâdistir. Âlem hâdis olunca, var olup olmaması da eşit olmuş olur. Bu eşitliği var olma yönüne kaydıran bir yaratıcı gerekir ki, o da irade ve kudret sahibi olan yüce Allah'tır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder