31 Mart 2010 Çarşamba

HALVETİYYE

Suhreverdiye'nin bir kolu, Kübreverdiyye'nin bir şubesi olan ve Şeyh Ebu: Abdullah Sirâcüddin tarafından kurulan tarikat. Sirâcüddin Ebu Abdullah'a Halvetiyye'nin birinci piri denilmektedir. Ebu Abdullah önceleri Tebriz yakınlarında "Hoy" şehrinde, sonra Mısır'da ve oradan da Hicaza giderek ilmî çalışmalarına başlamış; bir süre sonra Sultan Üveys'in dâveti üzerine Herât'a gelmiş orada 750/1349, diğer bir rivâyette 800/1397 yılında vefat etmitir.

Şeyh Sirâcüddin Ebû Abdullah'ın yedi defa hacca gittiği, sahralarda dolaşırken bir gün içi boş ve çok büyük bir çınar ağacı görüp, halvete niyetle kırk erba'în'i bir biri ardınca burada tamamladığı, tesis ettiği tarikatın adına Halvetiye denilmesinin sebebinin de bu olduğu bilinmektedir.
Ebû Abdullah, gündüzleri boş vakitlerini şeyhi Ali Muhammed b. Nuri el-Halvetî'ye hizmette geçirirdi. Gece yarısından sonra dağa çıkarak teheccüd namazını orada kılar ve tekrar zâviyesine dönerdi. Halifeleri: Seyfeddin, Ebû Yezid, Zâhirüddin ve yerine geçen Ali Emre'dir.
Ebû Abdullah'tan sonra Halvetiyye'de ismi geçen şeyh Seyyid Yahya eş-Şirvâni el-Bakâvî ise, Şemah'ta doğmuş ve Şirvan'da Bakü şehrinde vefat etmiştir (869/1464). O'na tarikatın ikinci piri de denilmektedir. Yahyâ Şirvânî; ilmiyle, dine bağlılığıyla ve takvâsıyla herkesin sevgi ve hürmetini kazanmıştır. Halvetiyye şûbelerinde okunan "Virdü's-Seftâr" onun te'lif ettiği bir eserdir. Halifeleri: Dede Ömer Rûşenî, Alâaddin pir Şükrullah el-Ensârî, Habib el-Karamanî, Mehmed Bahaüddin Erzincânî'dir.
Halvetiyye Tarikatının Özellikleri:
Abdullah Bosnevî, "Semaratü'lfuâd" adlı eserinde, halvet kelimesinin "hı" sının, sivâ'dan kalb kuvvetine; "lâm"ının zikir lezzetine; "vav''ının zâhir ve bâtını korumak ile ahde vefâya; "te"sinin temkine; "ye''sinin zorluklardan kolaylığa; "he"sinin ise müşahedeye delâlet ettiğini zikreder.
Halvetîliğin temeli zikrullahtır. İnsan kendisini her türlü geçici heveslerden, dünya nimetlerinden kurtararak Hakk'a yönelmelidir. Zikrin amacı, Allah'tan başka bir varlığı düşünmemek, her varlık türünde Allah'ı görmek, çokluktan kurtularak birliğe ulaşmaktır. Buna vahdet-i vücûd denir. Zikir, biri gönülle, biri dille olmak üzere iki türlüdür. İnsan, elinde olmayan birtakım sebebler yüzünden kötülükle kaynaşan ruhunu zikr ile arıtır; Allah'ın tecellisi için bir ayna niteliğindeki gönül her türlü heves pasından temizler.
Halvetî tarikatına girecek olanlar önce şeyhin katına (huzur-ı pire) çıkarılır. Talipli, şeyhin katında diz çöker; bütün dünya varlığından sıyrılır, yalnız Allah'ı düşünmeye başlar. Şeyh, kendisine gerekli bilgileri verir. Talipli bu sırada başını sağ omuzuna doğru götürüp "Lâilahe" der. Sonra, sol göğsü ortasından bir çizgi çeker gibi çevirip "İllallah" diye zikreder. Bunları söylerken, yüreğinin atışlarıyla ağızdan çıkan sözler arasında bir bağlantı kurar. Böylece bir yandan dil ile, bir yandan gönül ile zikir başlar.
Nakk'ı zikretmenin üç ayrı yolu vardır: İstiğfâr, salavât ve esmâ-i seb'a. Bunları tamamlayan mürid, tarikat kurallarına göre halifelik makamına yükselir. Tarikat, Esmâ-i Seb'a; yedi isim kalbi tasfiye, her an Kelime-i Tevhidi dilden düşürmemek; mâsivadan uzaklaşıp, zikr-i Celâl ile meşgul olmaktır. "Esmâ-i Seb'a"; "Lâilaheillallah, Allah, Hû, Hakk, Hayy, Kayyûm, Kahhâr"dır. Bunlara "Vehhab, Fettâh, Vâhid, Ehad ve Samed" ismi şeriflerini ekleyenler de vardır.
Halvetiyyede Zikir:
a) Mürid diz çöküp, kıbleye karşı oturduktan ve mâsivâyı hatırdan çıkardıktan sonra, Allahu Teâlâ'yı düşünmeye başlar. Önce başı sağ omuz tarafına çevirir "Lailahe"; sonra sol tarafa çevirip "illallah" der. Bunu otuz üç veya yüz altmış beş defa tekrarlar. Hemen bütün tarikalarda bu zikir esas kabul edihniştir. Yedi isimden önce "Lailaheillallah"la devam edilir. Tevhîd kelimesinin sırları keşfolunmaya başlayınca ism-i Celâle geçilir.
b) Hakkı zikre, istiğfâr ile başlanır
"Estağfirûllah ellezi Lailahe illa hüve'l-Hayyu'l-Kayyum ve etûbu ileyh" yüz kere tekrarlanır.
c) Daha sonra yüz kere "Salavât" getirilir.
Halvetiye tarikatına intisab etmiş bir mürid şeyhinin yakınında bulunmadığı takdirde "Esma-i Seba'nın" tamamına devam etme durumunda kalabilir. Bu hallerde mürid bu yedi ismi yüz bine vardırmak mecburiyetindedir. Bu vazifeleri noksansız yerine getirip hilâfete hak kazanabilir.
Halvetiyye Tarikatında yedi makam geçerli olup bunlar tamamlanınca Kemâle erme olayının gerçekleştiğine inanılır. Bu makamlar şunlardır: Nefs-i emmâre, Nefs-i levvâme, Nefs-i mülhime, Nefs-i mutmainne, Nefs-i radiyye, Nefs-i mardiyye, Nefs-i kâmile.
Halvetiyyenin Şubeleri: Diğer birçok tarikatlarda olduğu gibi, Halvetiyyenin de bir hayfi kollan vardır: En önemlileri şunlardır:
a) Ruşeniyye Tarikatı: Dede Ömer Ruşenî'nin (ö. 892/1487) kurduğu koldur.
b) Cemâliyye Tarikatı: Muhammed Hamidüddin Cemâlî el-Bekrî (ö. 899/1494)'nin oluşturduğu kol.
c) Ahmediyye Tarikatı: Ahmed Şemseddin (ö. 910/1504)'nin önderliğini yaptığı Halvetiyyenin koludur.
d) Şemsiyye Tarikatı: Şemseddin Ahmed b. Ebi'l-Berekât Muhammed b. Hasan ez-Zilî (ö. 1006/1597)'nin kurduğu kol.
Muhiddin Ibnü'l-Arabînin fikir ve düşüncelerinden kaynaklanan çeşitli tasavvufi görüşleri ihtiva eden tarikat "Vahdet-i Vücud" görüşünü aksettirmektedir. Özellikle Halvetiyyenin Mısıiyye şubesinin kurucusu olan Niyâzî el-Mısrî el-Malatyavınin görüşleri ibnü'l-Arabî'nin Vahdet-i Vücud görüşünün tekrarlanmasından başka bir şey değildir. Vahdet-i vücüd'un en çok işlendiği ve inanıldığı tarikadlardan biri Halvetiyye'dir.
Şamil İA

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder