Dördüncü Menâkıb:
(Lübâb-ül elbâb) kitâbında, Ömer Dehlekî “rahimehullahü teâlâ” rivâyet eylemişdir. Şihrîn-i Hôşeb din büyüklerindendir. Âhıret yolunun sâliklerindendir ve âriflerdendir. Tabakât-ı meşâyıhdendir. Basîret ve derece sâhiblerindendir. Demişlerdir ki, Bir gün öğle nemâzını kılıp, menzile dönerken [ikâmetgâhına giderken] iki merdi [kişiyi] gördüm. Birbiri ile husûmet [münâkaşa] ederler. Birbirine hoş olmıyan sözler söylerler. Ben dedim ki, Sübhânallah! Sizin elbiseniz mü’min libâsı, ammâ sözleriniz câhillerin sözleridir. O iki kişinin birisi dedi: Sen işitmez misin ki, bu mübtedî’ [i’tikâdı bozuk] kötü sözler söyler. Ben dedim, ne söyler. Dedi ki, Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinden sonra hilâfet, hazret-i Alînin idi. Ebû Bekr ve Ömer ve Osmân galebe edip, cebren hilâfete geçdiler, diye söyler. O mübtedî’a dedim, böyle söyleme. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinden sonra mü’minlerin büyüğü Ebû Bekrdir. Sonra Ömer, ondan sonra Osmândır. Ondan sonra Alîdir “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în”. Diğer sünnî merde [şahsa] dedim ki, bununla münâkaşayı bırak. Allahü teâlâ onun cezâsını verir.
O sünnî, Vallahi ben onu tâ benimle onun arasında hükm etmeyince elden bırakmam, dedi. Ben, Sübhânallah! Hazret-i Muhammed “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” âhırete intikâl buyurmuşdur. Ve gökden vahy gelmesi de kesilmişdir. Sizin aranızda ben nasıl hükm edeyim, dedim. Sünnî olan genç bakdı gördü ki bir hamâm külhânı, ateş vurup, iyice kızmış. O râfizîye dedi ki, insâf et ve söylediğin sözden pişmân ol ve rücû’ et. Yoksa, gel ikimiz bu ateşe girelim. Hak üzere olan Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin emri ile halâs olur [kurtulur]. O mübtedî’ râfizî dedi ki, insâf veremem, ben hak üzereyim. Ammâ gel ateşe girelim. Ben [Şihrîn-i Hôşeb] dedim, etmeyiniz ki, Allahü tebâreke ve teâlâ bundan nehy etmişdir. O sünnî ve dîni pâk merd dedi ki, çâresiz ateşe girmeli. Sonra sünnî ve mübtedî’ her ikisi ateş yanına vardılar. Sünnî, başını yukarı kaldırıp, dedi, yâ Rabbel âlemîn! Şükr ve hamd, fadl ve minnet Senin içindir. Seni ve melekleri şâhid etdim. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinden sonra halkın en iyisi Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü teâlâ anh”, yâr-i gâr [mağara arkadaşı] ve mûnis-i Resûlullah idi. Dahâ bir çok fazîletlerini de saydı. Ondan sonra Ömer-ül Fârûkdur. Ondan sonra Osmân-ı Zinnûreyndir. Ondan sonra Aliyyül mürtedâdır “radıyallahü teâlâ anhüm”. Sonra, (Benim dînim ve mezhebim budur. Eğer Hak üzere isem, bu ateşi benim üzerimden halâs eyle ki, İbrâhîm Halîl “alâ nebiyyinâ ve aleyhisselâm” hazretlerini yakmadığın gibi, beni de yakma) dedi ve ateşe girdi. Sonra râfizî baş kaldırıp, dedi ki, ey Bârî [ey Allahım!] Bütün hamd ve şükrler senin içindir. Benim mezhebim ve i’tikâdım budur ki, Resûlullah hazretlerinden sonra halkın en yükseği Alî bin Ebî Tâlibdir. Ebû Bekr, Ömer ve Osmân zulm etdiler. Hilâfeti ondan aldılar. Ebû Bekr, Ömer ve Osmândan bîzârım. Eğer benim sözüm doğru ise, bu ateşi benim üzerime soğuk eyle, dedi ve o da ateşe girdi. O külhâncı, o fırının kapısını kapadı. Şihrin-i Hôşeb “rahimehullah” der ki, benim karârım kalmadı. Hâlim mütegayyir oldu [değişdi]. Ondan buna, bundan ona koşdum ve dolandım ve fikr ederdim ki, onların hâli ateş içinde ne oluyordu. İkindi vakti oldu. Bakdım, o külhânın kapağı düşdü. Düşündüm ki, şimdi bu ateşden selâmet ile kim çıkar. Ağlardım ve gözüm ona bakıp dururdum. Hemen gördüm o sünnî terlemiş olarak ateşden dışarı geldi. Hemen kalkdım. Onu kucakladım. İki gözünün arasından öpdüm. Dedim ki, Allahü tebâreke ve teâlâ seni ateşde ne yapdı. Dedi ki, beni bir bostâna iletdiler ve bir döşek üzerinde uyutdular. Dediler, gelinlerin yatdığı gibi yat. Ben de bu âna dek yatdım. Tâ şimdi kalkıp, uyardılar ve dediler, kalk nemâz vakti geldi. İkindi nemâzını cemâ’at ile kılasın. Ben de dışarı geldim. Şihrîn-i Hôşeb der ki, o sünnînin elini tutup, hemen o mekâna oturtup, külhâncıları çağırdım. Kürek getirip, o ateşi dışarı çıkarıp, râfizîyi kürek ile çekdiler. Temâm vücûdu yanmış, kömür gibi olmuş. Ancak alnı üzeri açık kalmış, yanmamış. Alnının üzerinde üç satır yazılmış. (Birinci satırda, (Bu tugyân ve isyân eden bir kuldur.) İkinci satırda, (Ebû Bekr, Ömer ve Osmâna hurmet etmedi.) Üçüncü satırda, (Bu kul bâgî oldu [ısyân etdi]. Ebû Bekr ve Ömer ve Osmâna kâfir oldu dedi ve Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin rahmetinden ümîd kesdi.) yazılmışdı. Şihrîn-i Hôşeb der ki, o gün dörtbin râfizî tevbe edip, sünnî müslimân oldular. Üç gün boyunca etrâfdan halk gelip, o mübtedî’ râfizîye bakdılar. Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin yapdığını ve kahrını müşâhede edip, ibret aldılar. Uzak şehrlere nâmeler [mektûblar] yazıp, gönderdiler ki, zinhâr ve zinhâr [kat’iyyetle], hiç kimse, Ebû Bekr ve Ömer ve Osmân “radıyallahü teâlâ anhüm” hazretlerine kötü sözler söyleyip, seb’ etmeye ki, böyle ahvâl vâki’ oldu. (İbret alınız, ey akl sâhibleri.)
Terzibašina Camii, Saraybosna, Bosna Hersek
-
* Terzibašina Camii, Saraybosna, Bosna Hersek*
*(Terzibašina džamija)*
*Caminin** Mihrab ve Minberi*
* Terzibašina Camii, Saraybosna, Bosna Hersek*
* Te...
1 gün önce
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder