26 Temmuz 2010 Pazartesi

Kâhİn olan bİr râhİbİ susdurması

Altmışaltıncı Menâkıb: 

Emîr-ül mü’minîn Aliyyül Mürtedâ “radıyallahü teâlâ anh” islâm askeri ile hâricîlere karşı harb etmeğe giderken, Nehrvân yolunda bir kilisede bulunan bir râhib dedi ki; ey islâm askeri, emîriniz bu tarafa gelsinler. Hazret-i Alîye arz olundukda, hazret-i Emîr o tarafa doğru yönelip, kiliseye vardılar.

Râhib dedi ki, ey müslimân askerlerinin serdârı! Bugün tâli’ yıldızı müslimânların mağlûbiyyetini gösteriyor. Sabr ediniz. Hazret-i Emîr-ül mü’minîn “radıyallahü teâlâ anh” buyurdu ki:

Ey râhib! Bana yıldızlara bakıp, hükm söylersin. Falan settâreden [yıldızdan] bana haber ver. Râhib dedi ki: Ben o yıldızı bilmiyorum.

Hazret-i Alî buyurdu ki: Ey râhib! Ma’lûm olsun ki, gök ilmini [ilm-i nücûmu] bilmiyorsun. Yer [arz] ilminden sorayım. Hâlen ayağının basdığı yerin altında ne vardır.

Râhib dedi ki: Bilmiyorum.


Hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh”, Ben sana söyliyeyim. Şu şeklde bir kab, kabın içinde şu kadar, şu vasfda, nakşda, akçe vardır, buyurdu.

Râhib dedi, ey azîz! Bu şeklde keşf etmek sana nereden hâsıl oldu.

Buyurdu ki: Hazret-i Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” bana haber vermiş idi ki, "bir grub asker ile harb edesin ki, onların askerinden, on kişiden azı kurtulur. Senin askerinden ondan eksik şehîd olur."

Râhib, hayret edip, imtihân için ayağı altındaki yeri kazdı. O ta’rîf edilen şeklde akçeler bulup, o nişân ile çıkıp, o şeklde görünce, îmâna geldi. Rivâyet edilir ki, o dörtbin hâricîden üçbindokuzyüzdoksanbir adedi öldürülüp, dokuz asker firâr etmişdir. İslâm askerinden dokuz se’âdetli kimse şehâdet şerbetini içip, gerisi sıhhat ve selâmet üzere kalmışdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder