28 Temmuz 2010 Çarşamba

Hadis Terimleri Sözlüğü - L

L
Lâ Ahade Esbetu Minhu:
Lâ A'rifu Lehu Aslen
Lâ A'rifu Lehu Nazîrun Fid-Dünyâ
Lâ A'rifuhu
Lâ A'rifuhu Bi-Hâze'l-Lafz
Lâ Asle Lehu
Lâ Asle Lehu Bi-Haze'l-Lafz
Lâ Be’se Bihî
Lâ ... İlâ
Lâ Şey'
Lâ Tehillu Kitâbetü Hadîsihî
La Tehillu'r-Rivâye Anhu
La Yesbut
Lâ Yesbut Fıhı Şey
Lâ Yesıhhu
Lâ Yuhteccu Bihî
Lâ Yuktebu Hadîsuhû
Lâ Yu'lemu Men Ahrecehu Ve La İsnaduhu
Lâ Yu’rafu Lehu Aslun
Lâ Yusâvî Şey'en
Lâ Yus'elu An Mislihî
Lâ Yus'elu Anhu
Lâ Yutâbâ' Alâ Hadîsihî
Lâ Yu'teberu Bihi
Yu'teberu Bi-Hadîsihî
Lafzen Mütevâtir
Lafzen Rivayet
Lafzı Tevatür
Lahak
Lahn
Lakab
Lehû Ahâdîs Menâkîr
Lehû Belâya
Lehû Evham
Lehû Mâ Yunker
Lehû Menâkîr
Lehû Suhbe
Lem A'rifhu
Lem Ecid Lehu Aslen
Lem Ecidhu
Lem Ecidhu Hâkezâ
Lem Ekıf Aleyhi
Lem Ekıf Lehu Alâ Asl
Lem Erahu Bı-Haze'l-Lafz
Lem Yerid Fîhi Şey
Lem Yervihi İllâ Fulan An Fulân
Lem Yesbut
Lem Yesıhh
Lem Yuced Lehu Asl
Lem Yutâbâ Aleyhi
Leyse Bi-Ba'îd Mine's-Savâb
Leyse Bi-Hucce
Leyse Bi-Kaviyy
Leyse Bi Me’mûn
Leyse Bi-Merdiyy
Leyse Bi-Sâbit
Leyse Bi-Sahîh
Leyse Bi-Sika
Leyse Bi-Şey
Leyse Bi-Umde
Leyse Bi-Zâke
Leyse Bi-Zâke'l-Kavî
Leyse Bi-Zalik
Leyse Bihî Be'sun
Leyse Bi'l-Metîn
Leyse Bi's-Sika
Leyse Lehu Aslun
Leyyinu'l-Hadîs
Leyyinun
Li'd-Da'fi Ma Huve
Lika



L

Lâ Ahade Esbetu Minhu:

“Ondan daha sağlamı yoktur” manasında ravilerin ta'dilinde kullanılan lafızlarındandır. Tadilde mübalağaya delâlet eden lafızlardan sonra gelir ve ta'dilin birinci derecesine delâlet eder.
Bu ve benzeri lafızlarla adaletli olduğuna hükmedilen ravi, her bakımdan güvenilir bir kimsedir.

Lâ A'rifu Lehu Aslen:



Bk. Lâ A'rifuhu.

Lâ A'rifu Lehu Nazîrun Fid-Dünyâ:

“Dünyada bir benzeri olduğunu bilmiyorum” manasına gelen bu tabir bazı âlimlerce ta'dil lafzı olarak kullanılmıştır. En çok kullanılan lafızlardan olmadığından mertebesi hakkında bir şey söyleme imkânı yoktur.

Lâ A'rifuhu:

Bu hadisi bilmiyorum demektir. Mevzu hadisleri değerlendirme şekillerinden biridir. Hadis İlminde yüksek dereceleri almış, hadisleri iyi bilen bir alimin bir hadis hakkında “bu hadisi bilmiyorum” demesi kendisine başka katılan olmasa bile o hadisin mevzu olduğuna hükmetmeye kâfidir. Bu konuda İbn Haceri'l-Askalânî şöyle demiştir: “Hadislere vakıf tenkitçi bir hafız muhaddis herhangi bir hadis hakkında “Bu hadisi bilmiyorum” derse bu, o hadisin hadis olmadığına hamledilir.” 590
Bununla birlikte bir âlimin bütün hadisleri bilmesi mümkün değildir. Nitekim rivayete göre Ebu Hâzim, meşhur hadis imamı ez-Zuhrî'nin yanında bir hadis rivayet eder. O,
“bu hadisi bilmiyorum” der. Bunun üzerine
“Hz. Peygamber (s.a.s)'in bütün hadislerini ezberledin mi? diye sorulur. Ez-Zuhrî bu soruya “hayır” cevabını verir. Soruyu soran
“Yarısını biliyormusun?” diye sorunca da
“Umarım biliyorum” der. Soru sahibi
“Öyleyse der; bunu da bilmediğin o yandan say.” ez-Zuhrî çapında bir âlimin bilmediği hadis olunca diğerlerinin bilmedikleri de olabilir düşüncesi ile İbn Hacer'in bu görüşüne itiraz edilmiştir. es-Suyütî güzel bir izahla İbn Hacer'n görüşünü savunarak şunları söylemiştir:
“Bu, hadislerin kitaplarda toplanmasından önce idi; zira o zamanlar hafız derecesindeki muhaddislerin bilmedikleri hadisler bazı ravilerin mahfuzu bulunuyordu. Ancak hadislerin tedvin ve kitaplara dercedilmesinden sonra hadis âlimlerinin başkaları tarafından irad edilen hadisleri bilmemesine imkân kalmamıştır.” 591
Mevzu hadisleri değerlendirmede ayrıca aynı manaya gelen, lem a'rif (bilmiyorum), la a'rifuhû bi-hâze’l-lafz (Bu lafızla bilmiyorum), lem ekıf aleyhi (vakıf olmadım), Lâ A'rifu lehu aslen (aslını bilmiyorum), lem ecid lehu aslen (aslını bulamadım), Lem ekıf lehu alâ aslin (aslına vakıf olamadım), lem erahu bi-haze'1-lafzi (bu lafızla görmedim, bilmiyorum) , lem ecidhu (hadisler arasında aslını bulamadım), lem yerid fîhi şey'un (bu konuda hiçbir şey varid olmadı), la men ahrecehe ve lâ isnaduhu (ne rivayet edeni biliniyor; ne de isnadı) tabirleri de kullanılır.

Lâ A'rifuhu Bi-Hâze'l-Lafz:

Bk. La A'rifuhû.

Lâ Asle Lehu:

“Aslı yoktur” manasına gelen bu tabir mevzu hadisler hakkında verilen hükümlerdendir. Bu tabirle nitelenen mevzu hadisin, nakledildiği herhangi bir isnadı yoktur, es-Suyûti'nin kaydettiğine göre hadis imamları la asle lehu veya aynı manada leyse lehu aslun dedikleri hadisin isnadı yoktur. İsnadı olmayan hadis ise hadis olarak hiçbir kıymet ifade etmez. Hz. Peygamber (s.a.s)'in hadislerini nakilde itimad sadece sahih isnadlarla rivayet edilenleredir. İsnadı olmayan hadisin sıhhati de olmaz.
Mevzu hadisleri değerlendirmede ayrıca aynı manada la asle lehu bi-hâze'1-lafzi (bu lafızla aslı yoktur), Leyse lehu aslun (aslı yoktur), la yu'rafu lehu aslun (aslı bilinmiyor), lem yuced lehu aslun Lem yûced (bulunmadı) aslı bulunamadı), tabirleri kullanılır.

Lâ Asle Lehu Bi-Haze'l-Lafz:

Bk. Lâ Asle Lehu.

Lâ Be’se Bihî:

“Zararsız, zararı yok” manasına ta'dil lafızlarındandır. İbn Ebi Hatim'İn tertibine göre ikinci, ez-Zehebı'nin tertibine göre üçüncü, İbn Haceri'l-Askalaninin tertibine göre ise dördüncü mertebeye aelalet eder. 592
İbn Ebî Hâtim'e göre bu ve benzeri ifadelerle adaletine hükmedilen râvinin hadisi
yazılır ve gözden geçirilir. 593 İbnu’s-Salâh da İbn Ebi Hâtim'in görüşüne katılarak şöyle der:
İbn Ebî Hatim “Hakkında lâ be'se bihi denen râvinin hadisleri yazılır ve gözden geçirilir” derken haklıdır; zira ta'dilin ikinci mertebesine delalet eden lafızlar, râvinin zabt şartına işaret etmezler. Bu yüzden hadisleri râvinin zabtının açığa çıkması için gözden geçirilir.” 594
Diğer taraftan la be'se bihi lafzı Yahya b. Maîn'in bir ifadesi dikkate alınırsa, râvinin sika olduğuna delâlet eder. Rivayete göre Ebu Hayseme bu tanınmış cerh ve ta'dil alimine
“Fulânun leyse bihi be'sun (Falan râvi la be'se bihdir); Fulan ise zayftır diyorsun? Bu sözlerinden maksadın nedir?” diye sorar. Alimimiz şu cevabı verir.
“Biri hakkında la be'se bihi dersem o sikadır. Da'if dersem bilki sika değildir. Hadisleri yazılmaz.” 595
Yahya b. Ma'în'in bu sözü üzerine sika lafzı ile la be'se bihi lafzının aynı seviyede ta'dile delâlet edip etmediği üzerinde münakaşalar olmuştur. İbnu's-Salâh'a göre Yahya b. Ma'inin sonradan İbn Ebi Hâtim'in tertibinde birinci mertebede bulunan ta'dil lafzı sika ile ikinci mertebedeki lâ be'se bihî lafzını bir manada kullanması kendisine has bir ıstılahtır. 596El-Irakî de İbnu's-Salâh'a katılır ve Yahya b. Ma'în iki lafzı bir gösterecek şekilde “Leyse bihi be'sun” dediğim, “sikadır” dediğim gibidir dememiş, sadece “biri hakkında “la be'se bin” dersem o sikadır.” demiştir. Sikanın ise mertebeleri vardır. Mutlak olarak sikaya delâlette her iki lafız müşterektir. Bununla beraber sika lafzı ile râvinin mevsukiyetinin ifadesi la be'se bihle ifadesinden daha yüksek derecededir, İbn Mehdî'nin “Haddesena Ebu Halde” dediğinde “sika mıydı?” diye sorulması üzerine “saduktu, me’ınundu, hayırlıydı, fakat sika Şu'be ve Sufyandı” cevabını vermesi de buna delâlet eder. Aynı şekilde el-Mervezî, Ahmed b. Hanbel'e “Abdulvehhab b. Atâ sika mıdır” diye sormuş o da
“Sika kimdir biliyor musun? Sadece Yahya b. Sa'îd el-Kattandır” cevabını vermiştir. 597Şu hale göre Yahya b. Ma'in bahse konu sözüyle sika ve la be'se bih lafızlarının birbirine denk olduğunu belirtmiştir. 598
La be'se bihi ta'dil lafzı yerine bazı âlimler leyse bihî be'sun lafzını kullanmışlardır.

Lâ ... İlâ:

Biri olumsuzluk; diğeri -e, -a manasına iki edattır. Hadis Usulü ilminde hadis yazma kaideleri arasında yanlışlıkla fazladan yazılan kelime veya cümleleri işaretlemek için kullanılan işaretlerdendir. Lâ, yanlış yazılan kısmın başına; ilâ, bittiği yere konur.
Aynı harfler, arasındaki ibarenin bir nüshada bulunup diğerinde bulunmadığına işaret etmekte de kullanılmıştır.
Yanlışlıkla fazladan yazılan kısmı işaretlemek üzere min... ilâ işaretini kullananlar da olmuştur.

Lâ Şey':

“Bir şey değil; bir işe yaramaz” manasına bir tabir olup cerh lafızlarındandır.
Fazlaca kullanılmayan bir cerh lafzı olduğundan derecesi kesinlikle tayin edilmiş değildir. Bununla birlikte bazı alimler üçüncü derece cerh lafızlarından olduğunu söylemişlerdir. Bu hükümle cerhedilen ravi metruk sayılır. Hadisi terkedilir.

Lâ Tehillu Kitâbetü Hadîsihî:

“Hadisinin yazılması helâl değildir” manasına, bazı âlimlerce kullanılmış cerh lafızlarındandır. Çok kullanılmadığından kesin derecesi belli değildir. es-Sehâvî'ye göre lâ şey lafzıyla aynı mertebededir.

La Tehillu'r-Rivâye Anhu:

“Ondan rivayet helal olmaz” demektir. Bazı âlimlere göre lâ tehillu kitâbetu hadîsihî lafzı gibidir ve lâ şey lafzıyla aynı mertebede cerhe delâlet eder.

La Yesbut:

“Sabit değildir” demek olup bir rivayetin Hz. Peygamber (s.a.s)'e ait olduğu sabit olmamıştır manasına mevzu olduğunu belirtir.
Aynı manada ve yerde lem yesbut ve leyse bi-sâbit tabirleri de kullanılmıştır.

Lâ Yesbut Fıhı Şey:

“Konuya dair hiçbir şey sabit olmamıştır” manasınadır. Mevzu hadisler veya zayıf ravilerle ilgili kaynak eserlerde bir rivayetin hükmünü bildirdikten sonra o rivayetin ait olduğu konuda Hz. Peygamber (s.a.s)'den hiçbir hadisin sabit olmadığını belirtmek üzere kullanılmıştır.

Lâ Yesıhhu:

Sahih değildir demektir. Terim olarak hadisin zayıf veya mevzu olduğunu ifade etmekte kullanılmıştır. Zayıf raviler (du'afâ) ve mevzu hadislerle ilgili kaynaklarda kullanılmışsa bu takdirde rivayetin mevzu olduğunu gösterir. Ahkâm hadislerine alt bir kaynakta kullanıldığı zaman rivayetin terim manasıyla sahih derecesinde olmadığını ifade eder.
Aynı yerde, aynı manaya gelen lem yesıhh ve leyse bi's-sahîh tabirleri de kullanılmıştır.

Lâ Yuhteccu Bihî:

“Onunla ihticac edilmez” manasına üçüncü derece cerhe delâlet eden lafızlardandır. Kaide olarak üçüncü dereceden bir lafızla cerhedilen râvinin hadisleriyle ihticac edilemezse de büsbütünü yabana da atılmaz. Hadisleri itibar için yazılır.

Lâ Yuktebu Hadîsuhû:

“Hadisi yazılmaz” manasıyla bazı alimlerce ravilerin cerhinde kullanılan lafızlardandır. Sehâvi’ye göre lâ şey lafzı gibidir.

Lâ Yu'lemu Men Ahrecehu Ve La İsnaduhu:

Bk. Lâ Arifuhu.

Lâ Yu’rafu Lehu Aslun:

Bk. Lâ Aslelehu.

Lâ Yusâvî Şey'en:

Bk. Leyse Bi-Şey'in.

Lâ Yus'elu An Mislihî:

Bk. Lâ Yus'elu Anhu.

Lâ Yus'elu Anhu:

“O, sorulmaz” manasınadır. Aralarında Sehâvî'nin de bulunduğu kimi alimlere göre ta'dîl lafızlarındandır. İkinci mertebe tadıl lafızları arasında yer alır. Hükmü, o mertebe lafızlarının hükmü gibidir.
Aynı manada lâ yus'elu an mislihî (onun gibisi sorulmaz) ta'dil lafzı da kullanılmıştır.

Lâ Yutâbâ' Alâ Hadîsihî:

Hadisinin mutâbi'i yoktur demek olup bir ravinin rivayet ettiği herhangi bir hadisin başka raviler tarafından rivayet edilmemiş olduğunu gösteren tabirlerdendir. Lem yutâba’ aleyhi de aynı yer ve manada kullanılmıştır.

Lâ Yu'teberu Bihi:

Bk. Lâ yuteberubi-hadisihi.

Yu'teberu Bi-Hadîsihî:

Lâ yu'teberu bihî ile aynı manaya aynı yerde kullanılır. Her ikisi de hadisi (veya kendisi) ile itibar olmaz, anlamına gelir ve ağır cerhe delâlet eden beşinci derece cerh lafızlarındandır.
Kaide olarak dördüncü mertebesinden itibaren en ağırlarına kadar cerh lafızlarıyla tenkid edilen ravilerin hadisleri ne yazılır, ne i'tibar için dikkat nazara alınır, ne de istişhadda kullanılır. Bu itibarla la yu'teberu bihi veya la yu'teberu bi-hadîsihi veya bunlarla aynı derecede cerhe delâlet eden lafızlarla cerhedilen râvinin kendisi metruk, hadisleri merduddur.

Lafzen Mütevâtir:

Bk. Mütevatir.

Lafzen Rivayet:

Lafzen, lafız yoluyla demektir. Lafzen rivayet ise manen rivayetin karşılığıdır ve hadisleri lafızlanyla rivayet etmektir.
Hadisleri, lafızlanyla işitildiği gibi rivayet etmek hadis ilminin önemli konularından biridir. Bu konudaki görüşler için rivayet bi'1-ma'na başlığı altında yeteri kadar bilgi verilmiştir.

Lafzı Tevatür:

Bk. Tevatür.

Lahak:

Sözlükte bir kimsenin ardından yetişmek manasına gelen lahak, hadis yazarken metinden düşen kelime veya ibarelerin haşiyede gösterilmesinden ibarettir.
Hadislerin yazılışı sırasında metinden düşen kelime veya ibarelerin haşiyede gösterilmesi için takip edilen usulü konuya geniş yer veren İbnu's-Salah şöyle tarif eder:
“Satırda kelime veya ibarenin düştüğü yere yukarı doğru bir çizgi çizilir. Bu çizgi lahakın yazılı olduğu haşiye tarafına doğru kısaca eğilir. Bu çizginin karşısına haşiyeye lahakın yazılmasına başlanır. Lahak haşiyede sağ tarafta olmalıdır.
Eğer lahak olan ibare kağıdın ortasına kadar uzanacak derecede uzun ise sığacak yer olduğu takdirde kağıdın alt tarafına değil üst tarafına doğru aşağıdan yukarı yazılır.” 599
Lahakın haşiyede nasıl yazıldığını eski bir yazmadan naklettiğimiz şu misalde görmek mümkündür.
Bu ibarede görüldüğü gibi katip el-Avvâm dan sonra “an ibrahim” lafızlarını ibareden düşürmüştür. Belki de mukabele esnasında düşen kelimenin farkına varmış ve ibarenin gireceği yeri işaretlemek üzere yukan doğru bir çizgi çekmiş sonra haşiyede yazılacak yere doğru eğmiştir. Çizginin tam karşısına gelen yere ise lahakı yazmıştır, dikkat edilirse lahakın bittiği yere bir de sad ve ha harflerini koymuştur. 600
İbnu's-Salâh'a göre lahak olan ibarenin bittiği yere böyle “sad” ve “ha” harflerini koymak gerekir. Bazıları bununla beraber recea harflerini de yazarlar.
Bazıları da lahakla yazılı metindeki ibarenin bitişmesini gösterecek şekilde lahak olan kısmın bittiği yere metinden düşen kısmından sonraki kelimeyi de yazmışlardır. Bu metod daha çok mağriblilerle hadis yazma işini iyi bilenlerin metodudur. er-Râmehurmuzi de bu usulü benimsemiştir. 601Ne var ki bu metod benimsenemez; zira pek çok kelimenin söz arasında hakikaten tekrar edildiği olur. Bu tekrar ise bazılarını yanıltabilir ve tekrar eden kelimenin sözün aslından mı olduğu yoksa lahakı mı gösterdiği hususunda şüpheye sokabilir. er-Râmehurmuzî'nin, lahak yerinden başlayıp haşiyede halakm baş tarafına kadar uzanan bir çizgi çizilmesi usulü de benimsenemez; zira bu usul her ne kadar lahakı fazlasıyla açıklıyorsa da yazıyı karalamaktan ve kirletmekten ibarettir. Bilhassa lahak çok olduğu metinlerde karalama daha fazla olur.” 602
Şu hale göre lahak hadis yazarken yanılma sonucu metinden düşen kelime veya ibarelerin usulü dairesinde işaretlenerek metne yazılmasıdır. Hadisin aslında olmayan kelimelerin çeşitli yollarla metne girmesine mani olmak bakımından lahak üzerinde titizlikle durulmuş, usulleri tesbit edilmiştir.

Lahn:

Bir şey okurken nağme yapmak manasına mastardır. Türkçede ezgi denir. Herhangi bir yazılı metni okurken gerek i'rabında, gerekse lafızlarının telaffuzunda hata etmek, dinleyenden başkasının anlamıyacağı şekilde rumuzlar, kapalı ve mübhem sözler kullanarak söz söylemek manasına kullanılır. 603
Hadis Usulünde lahn, rivayetle ilgili esaslar vesilesiyle geçer. Açıklamak gerekirse, muhaddisin hadisini lahn ve tashif yaparak rivayet etmemesi gerekir. Anlaşıldığına göre buradaki lahm, hadis lafızlarının İ'rabını belli etmeyecek şekilde okumaktır. Nitekim en-Nadr b. Şumeyl’den rivayet edildiğine göre “bu hadisler asıllarından i'rabları düzgün bir şekilde gelmektedir” demiştir, ayrıca meşhur lügat âlimi el-Esma’i’de şunları söylemiştir: “İlim yolcuları için en çok korktuğum şey nahv bilmeyip Hz. Peygamber (s.a.s)'in “benim üzerime bilerek yalan söyleyenler Cehennemdeki yerlerine hazırlansınlar” sözüne dahil olmalarıdır. O hiç bir zaman lahn yapmaz, söyleyeceklerini açıkça söylerdi. Eğer ondan bir rivayette bulunur da sözlerinden lahn yaparsan, üzerine yalan söylemiş olursun.” 604
Şu hale göre lahn hadis lafızlarını i'rablarını açıkça belli edecek şekilde değil, ağızda geveleyerek okumaktır. Bu manayı açıklayıcı nitelikte bir de fıkra nakledilir. Rivayete göre Emevî Halifesi Velid b. Abdilmelik bir gün yanına gelen bir köylüye söz arasında damadının kim olduğunu sormak maksadıyla nun harfini üstün okuyarak “men hateneke” demiş. Bu söyleyişe göre sorunun manası
“Seni kim sünnet etti?” olacağından köylü bu yersiz soruya biraz kızmış.
“Allah müminlerin emîrini ıslah etsin, kim olacak, sünnetçi berber!” cevabını vermiş- Velid,
“Hayır bunu demek istemedim, damadın kim demek istedim” deyince köylü şu karşılığı vermiş: “Öyleyse niye “men hatenuk” diye sormuyorsunuz?”605 Hadislerin lafızlarını i'rab durumlarını belli etmeyecek şekilde okumanın, hataya yol açması sebebiyle doğru olmadığında şüphe yoktur. Nitekim İbnu's-Salâh bu konuda şöyle demiştir:
“Hadis talibinin kendisini lahn ve tahrif uğursuzluğundan kurtaracak nahv ve dil kaidelerini öğrenmesi gerekir. Rivayete göre Şu'be, Arapça kaidelerini bilmeden hadis talebine kalkışanların üzerinde tıpkı üst kısmı olmayan bornoz bulunan bir adama benzediğini söylemiştir. Hammad b. Seleme de aynı konuda “Nahv bilmeden hadis talep eden kişi, boynunda yemsiz torba taşıyan eşeğe benzer” demiştir.”
İbnu's-Salâh'a göre tashifden kurtulmanın yolu hadisleri zabt sahibi ilim ehlinden almaktır. Bundan mahrum kalanlar ilmi kitaplardan almak zorunda kalırlar ve kelimeleri değiştirip yanlış yapmaktan kurtulamazlar.
Görülüyor ki rivayette esas, işitilenin değiştirmeden nakledilmesidir. Bunun için hadis alimleri ravinin hadisi işittiği şekilde rivayet etmesi gerektiği görüşünde birleşmişlerdir. Hatta bunlardan sayıları az olmakla birlikte bir kısım Şeyhin lahn yapması halinde talibin işittiği gibi rivayet etmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Delilleri “Benim bir sözümü işiten işittiği gibi başkalarına ulaştıran kimsenin Allah yüzünü ak etsin” manasına gelen hadistir. Kaydetmek gerekir ki bu görüş zayıftır, nitekim Çoğunluk hadis işiten ravinin Arapçayı iyi bilen bir kimse olduğu takdirde onu rab olarak rivayet etmesi gerektiği görüşündedir. Bunların delilleri de Hz. ygamberin fasih konuşması ve sözlerin anlaşılması için açık ve tane tane söylemesidir. Allah onu peltek ve anlaşılmaz şekilde konuşmaktan tenzih etmiştir.
Bazı âlimler de hadis lahn edilerek rivayet edilmiş olduğu takdirde aynen yazılıp kitabın haşiyesinde “her ne kadar rivayette böyle vâki olmuşsa da doğrusu şöyledir manasına “Keza vaka'a fi'r-Rivâye ve's-Savâbu keza ve keza” şeklinde gösterilmesi taraftarıdırlar. Bazı hadis şeyhlerine göre en doğru yöntem budur. 606
Şu hale göre lahn, hadis metinlerinin i'rablarını değşitirecek veya anlaşılmayacak şekilde belli belirsiz okumaktır. Şer'i hükümlere kaynaklık etmesi bakımından büyük önemi haiz metinlerin yanlış okumaya veya anlaşılmaya yol açacak şekilde i'rabmı geveleyerek okumak bu açıdan bakıldığında doğru sayılmamak gerekir.

Lakab:

Bk. Elkab.

Lehû Ahâdîs Menâkîr:

Bk. Lehû Menâkîr.

Lehû Belâya:

Belalıdır manasına gelen bir tabir olup bir ravinin hadis uydurduğunu ifade eden cerh lafzı olarak kullanılmıştır. Sehâvi'ye göre cerhin ikinci mertebesine delalet eder. Buna göre hükmü o mertebe lafızlarının hükmüdür.

Lehû Evham:

Evhamlı anlamına gelir. İbn Hacer'e göre beşinci mertebeye delâlet eden ta'dîl lafızları arasındadır. Hükmü, diğer o mertebe lafızlarının hükmüdür.

Lehû Mâ Yunker:

Bk. Lehu Menâkîr.

Lehû Menâkîr:

Lehû ahadis Menâkîr, lehû mâ yunker lafızları ile aynıdır. Hepsinin manası birdir ve münker hadisleri vardır şeklindedir. Kimi alimlere göre cerh lafızlarındandır. Sehâvî'nin sıralamasında beşinci derecede yer alır. Hükmü, o derecedeki öteki lafızların hükmü gibidir.
Bir de Lehû Menâkîr ani's-Sikât lafzı vardır, diğerleri ile aynı olmakla birlikte ravinin, sika ravilere isnad ederek münker rivayetler naklettiğini ifade eder.

Lehû Suhbe:

Bilhassa sahabenin hal tercümesine dair kaynaklarda görülen bu tabir “Sohbeti vardır” manasına gelir. Hakkında böyle söylenen kimsenin sahâbi olduğunu ifâde eder.

Lem A'rifhu:

Bk. Lâ A'rifuhu.

Lem Ecid Lehu Aslen:

Bk. Lâ A'rifuhu.

Lem Ecidhu:

Bulmadım, elime geçmedi demektir. Hadis İlminde otorite bir alimin bir hadisin mevzu olduğuna hükmederken kullandığı tabirlerdendir. Aynı manada lem ecidhu hâkezâ tabiri de terim olmuştur. Bu da verilen metindeki ibarelerle mevzu olduğunu gösterir.

Lem Ecidhu Hâkezâ:

Bk. Lem Ecidhu.

Lem Ekıf Aleyhi:

Bk. Lâ A'rifuhu.

Lem Ekıf Lehu Alâ Asl:

Bk. Lâ A'rifuhu.

Lem Erahu Bı-Haze'l-Lafz:

Bk. Lâ A'rifuhu.

Lem Yerid Fîhi Şey:

Bk. Lâ A'rifuhu.

Lem Yervihi İllâ Fulan An Fulân:

“Bu hadisi falancadan, fülandan başka rivayet eden olmadı” anlamına gelen bir tabirdir. Ravinin bir muhaddisten rivayette teferrüdünü ifade eder.
Ferd-i nisbî maddesinde söz konusu edildiği gibi ravi bir raviden rivayette bazen tek kalır. Teferrüd şekilleri çeşitli olmakla birlikte ravinin bir şeyhten rivayette tek kalması halinde hadisin sonunda lem yervihi illa fulân an fulân denir. Bu takdirde bu tabir, o hadisi o raviden söz konusu kimseden başka rivayet eden olmadığını belirtir. Aynı hadisi başkasından pek çok kişi rivayet etmiş bile olsa adı zikredilen raviden rivayette bir ravi tek kaldığından hadis ferd-i nisbî addedilir. Bu duruma göre söz konusu tabir ferd-i nisbînin fert sayılmasına sebep teşkil eden kayıt mesabesinde olmaktadır.

Lem Yesbut:

Bk. Lâ Yesbut.

Lem Yesıhh:

Bk. Lâ Yesıhhu.

Lem Yuced Lehu Asl:

Bk. Lâ Asle Lehu.

Lem Yutâbâ Aleyhi:

Bk. Lâ Yutâbâ' Alâ Hadîsihi.

Leyse Bi-Ba'îd Mine's-Savâb:

Tabir olarak manası “doğruluktan uzak değil” demektir. Bazı alimlere göre cerhe delâlet eden lafızlardandır. Çok kullanılan bir lafız olmadığından derecesini kestirmek güçtür. Bununla birlikte cerhin en azından üçüncü derecesinden daha ağır cerhte kullanıldığı olmuştur.

Leyse Bi-Hucce:

Bk. Leyse bi'1-Me'tin.

Leyse Bi-Kaviyy:

“Kuvvetli değil” manasına cerh lafızlarından olup İbn Ebî Hâtim'in tertibine göre cerhin ikinci mertebesindeki lafızlara tekabül eder. Hakkında bu cerh lafzı kullanılan ravi, İbn Ebî Hâtim'e göre cerhin birinci mertebesinde yer alan lafızlardan biriyle cerhedilen ravinin altındadır. Ancak hadisleri i'tibar için yazılır. 607en-Nevevî'ye göre leyse bi-kaviyyin lafzı leyyinun lafzından aşağı derecededir.608

Leyse Bi Me’mûn:

“Güvenilir değil” manasıyla kimi alimlere göre cerh lafzıdır ve cerhin beşinci mertebesine delâlet eden lafızlar arasında yer alır. Hükmü o mertebe lafızlarının hükmü gibidir.

Leyse Bi-Merdiyy:

Leyse Bi'l-Metîn.

Leyse Bi-Sâbit:

Bk. Lâ Yesbut

Leyse Bi-Sahîh:

Bk. Lâ Yesıhhu.

Leyse Bi-Sika:

Bk. Leyse Bi's-Sika.

Leyse Bi-Şey:

Lâ yusâvî şey'en ile aynı manaya gelen cerh lafızlarındandır. Cerhin dördüncü derecesine delalet eden bu iki lafz da “bir para etmez, bir şeye değmez” manasına gelir.
Kaide olarak cerhin dördüncü mertebesinden itibaren daha ağırlarına ve en ağır cerh lafızlarına varıncaya kadar bütün lafızlarla cerhedilen ravilerin hadisleri ne yazılır, ne i'tibar için dikkate alınır, ne de istişhada yarar addedilir. Bu itibarla hakkında leyse b. Şey'in veya aynı manaya gelen aynı derecede bulunan lâ yusâvi şey'en denilerek cerh hükmü verilen ravinin hadisleri terkedilir. Hiç bir şekilde itibar edilmez. Bununla birlikte İbn Haceri'l-Askalanî'nin İbnu'l-Kattân el-Fâsî'den naklettiğine göre meşhur cerh ve ta'dil imamı Yahya b. Ma'în'in, hakkında Leyse bi şey'in dediği ravi, rivayeti çok az olan biridir, yani kalîlu'l-hadisdir. 609İmâm-ı Şafi'î ile el-Muzenî aynı lafzı Kezzab karşılığı kullanmışlardır.

Leyse Bi-Umde:

Bk. Leyse bi'l-Metin.

Leyse Bi-Zâke:

Leyse bi-zâke'1-kavî ile aynıdır, ikisi de “o ravi aradığın gibi (kuvvetli) değil” demektir.
Her iki lafız, el-Irâki'nin cerhin birinci mertebedeki en hafifine delâlet eden lafızlara eklediklerindendir. Kaide olarak cerhin ilk mertebesinde yer alan lafızlardan biriyle cerhedilen ravinin hadisleri itibar için yazılır. Buna göre hakkında leyse bi-zâke (veya Leyse bi -zâlik; yahut Leyse bi-zâke'1-kavî) denilerek cerh hükmü verilmiş olan ravinin hadisleri büsbütün reddedilmez. İ'tibar için yazılır.

Leyse Bi-Zâke'l-Kavî:

Bk. Leyse bi-zâk.

Leyse Bi-Zalik:

Bk. Leyse bi-zâk.

Leyse Bihî Be'sun:

Bk. La be'se bihî.

Leyse Bi'l-Metîn:

“Sağlam biri değil” demektir. Cerh lafızlarından olup cerhin birinci mertebesine delâlet eden lafızlara el-Iraki'nin ekledikleri arasında yer alır.
Kaide olarak hakkında birinci mertebede yer alan lafızlardan biriyle cerh hükmü verilmiş bulunan ravi terkedilmez. Hadisleri i'tibar için yazılır. Bu itibarla Leyse bi'1-Metîn ve yanı derecede olan öteki lafızlarla cerhedilen râvinin hadisi metruk sayılmaz.
Leyse bî-huccetin (sağlam değil), Leyse bi-umdetin (kuvvetli değil), Leyse bi-merdiyyin (razı olunan biri değil) Li'dda'fi mâ huve (zayıflıktan hali değil) lafızları da cerhin aynı mertebesine delâlet eden İrâkî tarafından eklenmiş lafızlardır. Dereceleri yanı bu lafızladan biri ile cerhedilen râvi hakkındaki hüküm de aynıdır.

Leyse Bi's-Sika:

Rical kaynaklarında Leyse bi-Sikatin şeklinde de rastlanır. Her ikisi de (sika değil) manasına gelir ve cerhin beşinci derecesine delalet eden lafızlardandır. Hakkında ister ma'rife olarak leyse bi-sikatin densin, ister nekire olarak leyse bi-sika densin her hangi bir ravi hakkında bu cerh hükmü verilmişse artık o ravinin hadisleri ne yazılır ne i'tibar için göz önünde tutulur, ne de istişhada yararlı addedilir.

Leyse Lehu Aslun:

Bk. Lâ Asle lehu.

Leyyinu'l-Hadîs:

Bk. Leyyinun.

Leyyinun:

Leyyinu'l-hadîs lafzı ile aynıdır. İkisi de “hadisde gevşektir” manasına cerh lafızlarındandır. Cerhin birinci mertebesine ve en hafifine delâlet eder.
Rivayete göre Hamza b. Yusuf es-Sehmî, meşhur alim ed-Darekutnî'ye
“Falan ravi leyyindir dediğin zaman neyi kasdediyorsun?” diye sorduğunda o,
“Bir kimse hakkında Leyyinu'l-hadîs diyecek olursan onun adaletten düşürmeyecek bir kusurla mecruh olduğunu ifade etmek isterim” demiştir. 610Buna göre Leyyin, adalet vasfını kaybettirmeyen bir kusuru görülen ravinin cerhinde kullanılan bir cerh lafzı olmaktadır. Bu ve benzeri cerhin en hafifine delalet eden lafızlarla cerhedilen ravinin hadisleri terkedilmez. İ'tibar için yazılır.
Şu da var. Cerh ve ta'dil âlimlerinin, sadece Leyyin cerh lafzı ile Leyyinu'l-Hadis lafzını kullanmalarında birlik yoktur. Bir kısım leyyin lafzı ile dini emirlerde gevşekliği, leyyinul-hadis derken de rivayette gevşek davranmayı rivayet kaidelerine önem vermemeyi kasdederler. Rivayette gevşek davranmayı dinî konulara rivayette kusur ederek gevşek davranmanın sonucu olarak kabul eden, dolayısıyla ikisini birbirinden ayırmayanlar da vardır.
Gerek dinî emirlerde gerekse rivayette gevşekliği görülen ravi için ayrıca fihi lînun cerh lafzı da kullanılır.

Li'd-Da'fi Ma Huve:

“Zayıflıktan hali değildir” manasına gelen bu cerh lafzı için bk. Leyse bi'1-Metm.

Lika:

Mülakat da denir. Her ikisi de sözlükte bir kimsenin diğer birine kavuşması manasına gelir.
Hadis Usulü ilminde lika veya öteki tabiriyle mülakat, ravi ile hadis rivayet ettiği şeyhinin görüşmesi, bir mecliste bir araya gelmeleri manasına kullanılır.
Bir ravinin isnadında “falan şeyhden” diyerek hadis nakletmesi halinde o hadisi ismini söylediği şeyhten bizzat işiterek rivayet etmesi kadar işitmediği halde rivayet etme ihtimali de vardır. Bu durumda ravinin ismini söylediği şeyhe mülaki olup olmadığının, mülaki olmuşsa hadis rivayet edip etmediğinin bilinmesi büyük önem kazanır; zira isnadında şeyhden rivayeti ifade eden lafızlar kullandığı halde gerçekte ondan rivayeti olmayan raviler görülmüştür. Eğer rivayette bulunduğu kimse ile görüştüğü ve ondan hadis aldığı bilinirse, ravi yalancı ve tedlis yapan bir kimse olmadığı sürece hadisin isnadı tam kabul edilir. Yoksa ravinin görüşmediği şeyhden yaptığı rivayet yerine göre irsale veya tedlîse; hatta inkitâa hamledilir.
Öte yandan lika, Buhari'nin sahihe aldığı hadislerin isnadında göz önünde tuttuğu önemli şartıdır. Bir başka deyişle Buhari sahihine aldığı hadisler; râvileri arasında mülakat olan hadislerden seçmiştir. Oysa Müslim ilka şartını biraz daha hafif tutmuş ve aksini gösteren sahih bir haber olmadıkça şeyh ile talibin aynı asırda yaşamış olmalarının lika hamledileceğini ileri sürmüştür.
Şeyhi ile bir araya gelip ondan hadis rivayet ettiği bilinen râvi o şeyhten rivayetlerinin isnadında umumiyetle likaa delalet eden Semi'tu ve haddesenâ gibi cezm sigaları kullanırsa da şeyhle bir araya geldiği ve ondan işitmek yoluyla hadis aldığı bilinmeyen ravi isnadında likaa delâlet eden lafızlar kullanamaz. Onun yerine kale, an gibi lika ihtimaline de delâlet eden lafızlar kullanır. Şeyhine mülaki olmadığı halde isnadında mülakata delalet eden cezm sigaları kullanan ravinin yalancı olduğuna veya tedlis yaptığına hükmedilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder