26 Temmuz 2010 Pazartesi

Hazret-İ Muâvİyenİn ölüm zemanını sorması

Altmışikinci Menâkıb: 

Bir gün Mu’âviye “radıyallahü teâlâ anh” dedi ki, ne olaydı, ne zemân öleceğimizi bilseydim. Hâzır bulunanlar dedi ki, biz onun nasıl olacağını bilmeyiz. Hazret-i Mu’âviye dedi ki: Ben onu hazret-i Alîden öğrenirim. Onun bildiği herşey doğrudur. Dilinden çıkan şeyler doğrudur, bâtıl değildir. Kendinin güvendiği kimselerden üç kişi çağırdı. Onlara dedi ki: Üçünüz berâber yol arkadaşı olup, Kûfeye gidiniz. Kûfeye bir menzil kalınca [yaklaşınca], birbirinizin ardınca Kûfeye giriniz. Her biriniz benim öldüğüm haberini veriniz. Lâkin her biriniz, hastalığımda, ölüm günümde ve sâatinde ve mahallinde ve nemâzımı kılan kimse hakkında ve sâir husûsda birbirinize uygun söyleyiniz. O üç kişi, Mu’âviyenin “radıyallahü teâlâ anh” dediği şeklde, Kûfeye gitdiler. Bir menzil kaldı. Birisi Kûfeye girdi. Sordular, nereden gelirsin. Dedi, Şâmdan gelirim. Dediler, ne haber var. Dedi ki: Mu’âviye vefât etdi. Hazret-i emîr-ül mü’minîn Alî “radıyallahü anh” huzûrlarına bu haberi iletdiler. Hazret-i emîr-ül mü’minîn Alî “radıyallahü anh” aslâ iltifât buyurmadılar. İkinci gün biri dahî geldi. Yine Mu’âviyenin “radıyallahü anh” vefâtının haberini verdi.
Yine hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” cevâb vermedi. Üçüncü gün biri dahî geldi. Evvelkilere muvâfık haber verdi. Emîr-ül mü’minîn Alî “radıyallahü anh” hazretlerine iletdiler. Haber mütevâtir oldu. Sıhhatinde şübhe kalmadı. Muhakkak Mu’âviye “radıyallahü anh” vefât etmişdir, dediler. Hazret-i Emîr-ül mü’minîn Alî “radıyallahü anh” mubârek başını ve yüzünü göstererek; (Bundan akan kan ile bu bulaşmayınca, Mu’âviye vefât eder mi) buyurdu. O üç kimse bu haberi Mu’âviyeye “radıyallahü anh” iletdiler. Mu’âviye “radıyallahü teâlâ anh” anladı ki, kendisi Alî “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinden sonra kalacakdır ve hem de kazâ-i ilâhî ile öyle oldu. (Şevâhid-ün nübüvve)den alınmışdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder