27 Şubat 2010 Cumartesi

Vedâ Hutbesi

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“İşte, o peygamberler, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: “Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur’an), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır.”” (En’âm, 90)

Rasûlullah (sav) Efendimiz veda hutbelerinde şöyle buyururlar:

“Hamd Allâh’a mahsustur, O’na hamdeder ve O’ndan yar­dım isteriz. O’ndan bağışlanma diler, O’na yöneliriz. Ne­fislerimizin kötülüklerinden ve kötü amellerimizden Allâh’a sığınırız. Allâh kimi hidâyete erdirirse, onu saptıracak yoktur. Kimi de dalâlete düşmekten muhâfaza etmezse, onu da doğru yola eriştirecek yoktur. Allâh’tan başka ilâh olmadığına, O’nun tek ve ortaksız bulunduğuna, Muhammed’in de O’nun kulu ve Rasûlü olduğuna şehâdet ederim.
Ey Allâh’ın kulları, size Allâh’a karşı takvâ sahibi olmanızı tavsiye ederim. Sizi O’na itaat etmeye teşvik ederim. Sözlerime en hayırlı olanla, O’nun izni ve yardımıyla başlarım.

Bundan sonra, ey insanlar! Ben, Allâh’ın sizin hepinize gönderdiği Rasûlü’yüm. Beni dinleyin, size açıklayayım. Çünkü, bilemiyorum, belki de bu seneden sonra, bu yerde sizinle bir daha bu­luşamayabilirim.

Ey insanlar! Hangi ayda, hangi günde ve hangi beldede olduğunuzu bi­liyor musunuz?” Ashâb-ı kirâm:

“–Haram günde, haram beldede ve haram aydayız” dediler. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle devâm etti:

“–Kanlarınız, mallarınız, haysiyet ve şerefleriniz, Rabbinizle buluşacağınız güne kadar, bu ayda, bu yerde, tıpkı bugününüz gibi, birbirinize haramdır (birbirinize karşı korunmuştur, onlara tecâvüz etmeyiniz). Ancak, İslâmî hükümler îcâbı verilecek cezâlar müstesnâdır.

Mü’min, mü’mine şu gün gibi haramdır. Yaptığı dedikoduyla etini yemesi haramdır. Irzına, nâmûsuna ve haysiyetine zulmetmesi haramdır. Kasten ona bir kötülük yapması haram­dır. Yüzüne vurması haramdır. Eziyet vermesi haramdır. Hatta kötülük yapmak maksadıyla bir müslümanın ötekini itip kakması bile haramdır.

Size kimin hakîkî müslüman olduğunu haber vereyim mi? Asıl müslüman, dilinden ve elinden insanların emniyette ol­duğu kişidir. Kimin gerçek mü’min olduğunu da haber vereyim mi? Hakîkatte mü’min, insanların, malları ve canları husûsunda kendisine güvendiği kimsedir. Kimin muhâcir olduğunu size söyleyeyim mi? Asıl muhâcir, hatâ ve günahları terkeden kişidir. Asıl mücâhid de, Allâh’a tâat yolunda nefsiyle mücâhede edendir. Dikkât edin! Tebliğ ettim mi? Allâh’ım şâhid ol!

Benim sözlerimi iyi dinleyin ki, izzet ve şerefle huzur içinde yaşayasınız. Sakın zulmetmeyin! Sakın zulmetmeyin! Sakın zulmetmeyin! Dikkât edin! Tebliğ ettim mi? Allâh’ım şâhid ol!

Ashâbım! Şüphesiz yarın siz Rabbinizin huzûruna çıkacaksınız, O size bütün yap­tıklarınızı tek tek soracak. Dikkât edin! Tebliğ ettim mi? Allâh’ım şâhid ol!

Ey insanlar! Allâh’tan korkun, O’na karşı takvâ sahibi olun. “…İnsanlara eşyâlarını eksik vermeyin ve yeryüzünde fesat çıkararak fenalık yapmayın!” (Hûd 11/85)

Ashâbım! Kimin yanında bir emânet varsa, kendisine güvenerek emânet bırakan kişiye onu iâde etsin! Size hediye verene karşılıkta bulunun! Başkalarına kefîl olan, mes’ûliyeti üzerine almış demektir. Borç ödenmelidir.

Bana neseblerinizle değil amel-i sâlihlerinizle gelin. Ben bütün insanlara da, size de aynı şeyleri söylüyorum.

Dikkat edin! Bütün câhiliye âdetleri ayağımın altındadır. Kıyamete kadar ebediyyen kaldırılmıştır.

Câhiliye fâizi kaldırılmıştır. Lâkin “Anaparalarınız si­zindir. Ne haksızlık eder, ne de haksızlığa uğrarsınız.” (Bakara 2/279) Allâh Teâlâ, fâizi kesinlikle yasakladı. Kaldırdığım ilk fâiz, amcam Abbâs bin Abdilmuttalib’in fâizidir.

Câhiliye dönemindeki her kan, su ve mal dâvâları kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, (amcamın torunu) Âmir bin Rebîa bin Hâris bin Abdilmuttalib’in kan dâvâsıdır. O, Sa‘d bin Leys Oğulları’nda sütanneye verilmiş bir çocuk idi; Hüzeyl onu öldürdü. Dikkât edin! Tebliğ ettim mi?” Ashâb-ı kirâm:

“–Elbette tebliğ ettin” dediler. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle devam etti:

“–Allâh’ım şâhid ol! Burada bulu­nan bulunmayana iletsin!

Câhiliye devrinin hükümet vazîfeleri kaldırılmıştır. Kâ‘be hizmetkârlığı (sidâne) ve hacılara su ikrâm etme (sikâye) vazîfesi hâriç.

Kasten adam öldürmenin cezası, kısastır. Kasten öldürmeye benzeyen cinâyet, sopa ve taşla öldür­medir. Cezâsı da yüz devedir. Kim daha fazlasını isterse, o câhiliye ehlindendir. Allâh’ın en büyük düşmanı, kendisine herhangi bir kastı olmayan birini sebepsiz yere öldüren ve kendisine el kaldırmayana sebepsiz yere vurandır. Dikkât edin! Tebliğ ettim mi? Allâh’ım şâhid ol!

Ey insanlar! Herkes yalnızca kendi işlediği suç sebebiyle cezâ görür. Evlâdın yaptığından dolayı baba, babanın yaptığından dolayı da evlât cezâya çarptırılmaz.

Ey insanlar! Şeytan, şu topraklarınızda kendisine tapılmasından, bilhassa namaz kılanların kendisine tapmasından ümîdini kesmiştir. Ancak, bunun dışındaki küçük gördüğünüz davranışlarınızda kendisine itaat edilmesinden râzı olacaktır. Sizi birbirinize düşürmek ve aranızı bozmak için çalışacaktır. O hâlde dîninizi, küçük gördüğünüz hatâlı davranışlardan koruyunuz!

Ey insanlar! “Haram ayların yerlerini değiştirip ertelemek, sadece kâfirlikte ileri gitmektir. Öyle yapmakla, kâfirler büsbütün şaşırtılırlar. Allâh’ın haram kıldığı sayıya denk getirmek üzere onu bir yıl helâl, bir yıl haram sayarlar ve böylece Allâh’ın haram kıldığını helâl kabul ederler…” (Tevbe 9/37) Allâh’ın helâl kıldığını da haram sayarlar. Artık zaman (bu sene), Allâh’ın gökleri ve yeri yarattığı gün­kü aslî hâline dönmüştür, (bundan sonra değiştirilmeyecektir). “Semâları ve yeri yarattığı günde Allâh’ın yazısına göre Allâh katında ayların sayısı on iki olup, bunların dördü haram olanlardır.” (Tevbe 9/36) Üç tanesi peş peşedir, bir tanesi tektir: Zülkâde, Zülhicce, Muhar­rem ve Cumâde’l-âhir ile Şâban arasındaki Mudar’ın Recebi. “…İşte bu dosdoğru dindir. O aylar içinde (Allâh’ın koyduğu yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin… (Tevbe 9/36) Dikkât edin! Tebliğ ettim mi? Allâh’ım şâhid ol!

Ey insanlar! Kadınlarınızın sizin üzerinizde hak­ları, sizin de kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır. Sizin onlar üzerindeki hakkınız, yataklarınızı sizden başkasına çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kişileri izniniz olmadan eve almamaları ve çirkin davranışlarda (edepsizlik ve hayâsızlıkta) bulunmamalarıdır. Şayet bunları yaparlarsa, Allâh onları sıkıştırmanıza, yatakları ayırma­nıza ve incitmeden hafifçe vurmanıza izin vermiştir. Onların serkeşliğinden ve geçimsizliğinden endişe ederseniz, evvelâ öğüt verin, tesir etmezse yataklarınızı ayırın, son çâre olarak da aşırı gitmeden hafifçe vurun. Bunlardan vaz­geçer ve size itaat ederlerse, meşrû ve örfe uygun olarak rızıklarını ve giyimlerini temin etmeniz gerekir. Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum; vasiyetimi tutunuz! Çünkü onlar size sığınmışlardır, kendileri için hiçbir şeye mâlik değil­lerdir. Siz onları Allâh’ın emâneti olarak aldınız. Allâh’ın hükmüyle ve O’nun adını anarak namuslarını helâl edindiniz. Kadınlar hakkında Allâh’tan sakının ve onlara iyi davranın!”













Bundan sonra Peygamber Efendimiz ellerini uzatarak şöyle dedi:

“–Dikkât edin! Tebliğ ettim mi? Tebliğ ettim mi? Allâh’ım şâhid ol! Burada bulunan bulunmayana iletsin. Çünkü burada bulunmayan nice insanlar vardır ki sözlerimi tutarak bizzat dinleyenlerden daha mes’ûd olurlar.

Ey insanlar! “Mü’minler ancak kardeştirler.” (Hucurât 49/10) Kimseye kardeşinin malı, gönül rızâsı olmadıkça, helâl değildir. Dikkât edin! Tebliğ ettim mi?

Ey insanlar! Yeryüzü Allâh ve Rasûlü’ne âittir. "Lâ ilahe illallâh" deyinceye kadar, insan­larla mücâdele etmem emredildi. Bu kelime-i tevhidi söyleyince, kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allâh’a âittir. Birbirinize zulmetmeyin, benden sonra kâfirliğe dönmeyin!

Sakın hâ benden sonra, birbirinin boynunu vuran kâfirler hâline gelmeyin! Size öyle bir şey bırakıyorum ki, ona sımsıkı sarılırsanız, ondan sonra asla sapıtmazsınız: Allâh’ın kitabı ve Peygamberinin sünneti. Bunlarla amel ediniz! Ehl-i Beytimi de size emânet ediyorum. Dikkât edin! Tebliğ ettim mi? Allâh’ım şâhid ol!

Ey insanlar! Rabbiniz tektir, babanız birdir. İslâm’da insanlar eşittir. Hepiniz Âdem’in evlâdısınız, Âdem de topraktandır. Allâh Teâlâ buyuruyor: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allâh katında en değerliniz, O’ndan en çok korkanınızdır…” (Hucurât 49/13) Arabın, Arap olmayana, siya­hın kırmızıya, kırmızının da siyaha karşı takvâdan başka bir üstünlüğü yoktur. Ey Kureyş cemaati! İnsanlar âhireti getirirken, siz de dünyâyı boynunuza yüklenmiş olarak gelmeyin! Çünkü ben sizi Allâh’tan gelecek hiçbir şeye karşı koruyamam. Dikkât edin! Tebliğ ettim mi?” Ashâb-ı kirâm:

“–Elbette tebliğ ettin” dediler. Rasûlullâh (sav) şöyle devam etti:

“Allâh’ım şâhid ol! Burada bulunan­, bulunmayana ulaştırsın!

Ben hâ­riç bütün peygamberler, muhakkak kabûl edileceği va‘dedilen duâlarını bu dünyada yapmışlardır. Ben ise duâmı, Rabbimin katında kıyâmet günü için sakladım. (Bu duâ ile o gün şefaat edeceğim.)

Şunu bilin ki, peygamberler ümmetlerinin çokluğuyla övünürler. Beni mahcûb etmeyin ve yüzümü kara çıkarmayın! Ben Kevser Havuzu’nun kapısında sizi bekleyeceğim.

İyi dinleyin, kıyâmet günü bir kısım insanları kurtaracağım, bir kısmını da benden alacaklar. “Yâ Rabbî! Onlar benim ashâbım” di­yeceğim. Bana, “Sen’den sonra onların neler yaptığını bilmiyorsun” buyuracak.

Ey insanlar! Allâh, her hak sahibinin hakkını vermiş, her mîrasçının payını tâyin etmiştir. Mîrasçıya vasiyette bulunmak câiz değildir. Diğerlerine vasiyet de malın üçte birinden fazlasında olamaz. Çocuk döşeğe (meşrû kocaya) âittir. Zinâ edenin cezâsı taş(lama)dır, mahrûmiyettir.

Efendi­sine nankörlük eden kimse, Allâh’ın Muhammed -aleyhissalâtü vesselâm-’a indirdiği Kur’ân’ı inkâr ediyor demektir. Yüz çevirerek babasından başkasına mensûbiyet iddiâ eden veya efendisinden başkasını velî edi­nen kişi, Allâh’ın, meleklerin ve bütün insanların lânetine uğ­rasın. Böylesinin ne nâfile, ne de farz ibadeti kabul edilir; ne azâbı geri çevrilir, ne de cezâ yerine ondan fidye kabûl edilir.

Ey insanlar! Dinde aşırılıktan sakının. Sizden öncekileri, dinde aşırı gitmeleri helâk etmişti. Haccın ahkâmını benden öğreniniz. Bu seneden sonra bir daha hacce­dip edemeyeceğimi bilemiyorum. Bu sözlerimi burada bulunanlar bulunmayanlara ulaştırsın. Sözlerimin ulaştırıl­dığı bazı kimseler, burada dinleyenlerden daha iyi anlaya­rak, daha iyi muhafaza edebilirler.

Sözlerimi işitip belleyen ve başkalarına ulaştırana Allâh rah­met etsin, yüzünü ak eylesin. Üç haslet vardır ki, bunlar oldukça mü’minin kalbi kin ve husûmet taşımaz: Ameli Allâh rızası için ihlaslı yapmak, müslüman idârecilere hayırhah olmak, müslümanların cemaatine devam etmek... Çünkü müslümanların duâları, ona katılanların hepsini kuşatır ve muhâfaza eder.

Ey insanlar! Size burnu kesik bir Habeşli bile idâreci olsa, aranızda Allâh’ın kitâbını uyguladığı müddetçe onu dinle­yin ve itaat edin!

Aman kölelerinizin haklarına riâyet edin, onları koruyup gözetin! Yediklerinizden onlara da yedirin, giydiklerinizden onlara da giydirin. Af­fedemeyeceğiniz bir suç işledikleri takdirde, onları satın ey Allâh’ın kulları, sakın onlara işkence etmeyin!

Zekâtlarınızı ödeyin! Bilemiyorum, belki bu günden sonra beni göremeye­bilirsiniz.

"Allâh şunu muhakkak şöyle yapacak" diye O’nun hakkında yemin etmeyin. Çünkü Allâh, kendisi hakkında böyle kesin hükümlerle yemin edeni yalancı çıkarır.

Benden sonra peygamber, sizden sonra da ümmet yoktur. Rabbinize ibâdet edin, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunu tutun ve idârecilerinize itaat edin ki Rabbinizin cennetine giresiniz.

Ey insanlar! Yarın beni size soracaklar. Benim hakkımda ne diyeceksiniz?” Orada bulunanlar:

“–Şehâdet ederiz ki, Sen tebliğ ettin, risâlet vazîfeni hakkıyla edâ ettin ve bize nasihatte bulundun” dediler. Bunun üzerine Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle niyâz etti:

“Şâhit ol Allâh’ım! Şâhit ol Allâh’ım! Şâhit ol Allâh’ım!..

Ve’s-selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh.” (Buhârî, Hac, 132; Meğâzî, 77, 78; Müslim, Hac, 132, 147, 283; Kasâme, 26; Cihâd, 20; Ebû Dâvûd)

Her Güne Kelime

Mudar'ın Receb: Mudar kabîlesi, Receb’in haramlığına, diğerlerine göre daha çok ihtirâm ettiği için bu ay, “Mudar’ın Receb’i” diye meşhur olmuştur.

mukaddes: l. takdis edilmiş, mübarek, kutsal; temiz.

meşru: 1. Yasal 2.şer'an caiz olan, şeriatın izin verdiği, şerîata, kanuna uygun

cânî: cinayet işleyen.

mes’ûl: 1. suâl olunmuş, kendisinden sorulmuş. 2. Sorumlu

intisâb: 1. bir kimseye mensûbolma. 2. bir yere bağlanma, kapılanma. 3. birinin adamı olma.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder