28 Nisan 2010 Çarşamba

İSMÂİL ŞİRVÂNÎ

Hâce Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin yetiştirdiği büyük velîlerden. Anadolu'da Bitlis'e bağlı Şirvân'dandır. İsmi İsmâil olup, nisbeti Şirvânî'dir. Doğum târihi tesbit edilememiştir. 1533 (H.940) senesinde Mekke-i mükerremede vefât etti. Vefâtının 1554 (H.961) senesi olduğu da rivâyet edilmiştir.

Celâleddîn-i Devânî gibi zamânın büyük âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Sonra Herat'tan kalkarak Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerini ziyâret için Semerkand'a geldi. O sırada talebeleriyle sohbet etmekte olan Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri onlara; "Çok kabiliyetli biri geliyor." diyerek İsmâil Şirvânî'nin gelmekte olduğunu haber verdi. O zamanlar Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin hizmetinde İsmâil Kamerî ve İsmâil Şemsî hazretleri de bulunuyordu. Bu sebeple İsmâil Şirvânî'ye üçüncü İsmâil dediler. İsmâil Şirvânî meclise gelip hazır olduğu zaman Ubeydullah-ıAhrâr hazretlerinin önünde tâze üzüm vardı. Ona da yemesini emredince, bir salkım üzüm aldı. Oturduğu yere gittiği zaman şeyh hazretleri nazar edince, kendinden geçti. Üzüm salkımı elinden düştü. Uzun süre o halde kaldı. Kendine geldiğinde aradığını bulduğunu anladı. Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin hizmet ve huzûrunda bulunarak kemâle geldi. O büyük zâtın sohbetlerinde bulunmakla ve bu yolda ilerlemek istidâdının fazlalığı sebebiyle, kısa zamanda yükselip üstün makamlara ve mânevî olgunluklara erişti. Hâce hazretlerinin talebelerinin en yükseklerinden, önde gelenlerinden oldu.


Hâce Ubeydullah'ın vefâtından sonra hacca gitti. Hac vazîfesini îfâ ettikten sonra memleketine dönmeyip, mücâvir olarak orada kaldı.

Sultan İkinci Bâyezîd Han zamânındaAnadolu'ya gelen İsmâil Şirvânî, epey zaman Anadolu'da kalarak, ilim âşıklarına, muhabbet ehline Nakşibendiyye yüksek yolunu anlattı. Hâce Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinden aldığı feyz ve bereketleri etrâfa yaymaya çalıştı. Hikmet dolu sözler ağzından pınar gibi akardı. İnsanlar ondan çok istifâde ettiler. Anadolu'da uzun müddet hizmete devâm edip, sonra tekrar Mekke-i mükerremeye döndü.Orada talebelerine Sahîh-i Buhârî ve Tefsîr-i Beydâvî'yi okuttu. Çok talebe yetiştirdi.

Uzun boylu, vakar ve heybet sâhibi bir zâttı. Güzel ahlâk sâhibi olup, insanların halleri ile değil, kendi halleri ile uğraşırdı. Herkesle iyi geçinir, küçükle büyüğü, zengin ile fakiri bir tutardı. Çok mütevâzî, alçak gönüllü idi. Kimseyi kendinden aşağı görmezdi. Kerâmeti bol, himmeti yüksek, zâhirî ve bâtınî ilimlerde çok üstün, pek mübârek bir zâttı.

1) Sicillî Osmânî; c.1, s.351
2) Şakâyık-ı Nu'mâniyye Tercümesi (Mecdî Efendi); s.369
3) El-Hadâikü'l-Verdiyye; s.706
4) Tâcü't-Tevârih; c.5 s.264
5) Esmâü'l-Müellifîn; c.1, s.217

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder