17 Nisan 2010 Cumartesi

BOZGUNCULUK

Yeryüzünde fitne, fesad ve karışıklık çıkarmak; zulüm ve taşkınlık yaparak haddi aşmak.

İnsan, fıtratındaki "nankörlük" ve "zalimlik" özellikleriyle, zaman zaman Rabbine isyan ederek, yeryüzünde bozgunculuk çıkarır, kendisi gibi eşit şartlarda yaratılan insanları mali güç veya zorbalıkla esareti altına almaya çalışır. Haysiyet ve şereflerini korumak isteyenlerin direnmesi neticesinde savaşlar çıkar ve kanlar dökülür; adetâ meleklerin çekindikleri husus tecelli eder: "Hani Rabbin meleklere, Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti de, melekler: Biz seni hamd ile tesbih, takdis eder dururken; yeryüzünde fesad çıkarıp, kanlar dökecek birini mi yaratacaksın demişlerdi." (el-Bakara, 2/30).


Meleklerin, Allah Teâlâ'nın yaratmak istediği bu mahlûkun fıtratı ve karakteri hakkında bir takım bilgilere sahip oldukları bu ayetten anlaşılmaktadır. Melekler, bu bilgiyi, ister bazı tahminlere dayanarak, ister yeryüzünde daha önceden müşahede ettikleri tecrübelerin eseri olarak, ister basiretleri ile edinmiş olsunlar, Âdem oğlunun yeryüzünde fesad çıkarıp kan dökeceğini biliyorlardı.

İnsanların küfür karanlığına batıp, güçsüzlerin zulüm ve işkenceler altında ezildikleri bir ortamda, insanlara bir kurtuluş ümidi olan İslâm dini, tarih içinde yaşanan bu acıklı olayların bir daha yaşanmaması için, yeryüzünde fitne ve fesad ile bozgunculuk çıkarmayı yasaklamıştır. Kur'an-ı Kerîm'de "fitne; katl (adam öldürme)'den daha büyük bir cürüm" olarak kabul edilmiştir. (el-Bakara, 2/191 ).

Allah Teâlâ, Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s.) aracılığıyla gönderdiği kitapta şöyle buyurarak İslâm'a gönül verenleri bu hususta uyarmıştır. "Sizden önceki nesillerin ileri gelenleri, yeryüzünde bozgunculuğa engel olmalı değil miydiler? Onların içinden bizim kurtardıklarımızın sayısı pek azdır. Zalimler yalnız kendilerine verilen (dünyevî refahın) ardına düştüler. Onlar ki günahkâr insanlardı." (Hûd, 11/116).

"Allah bozgunculuk yapanları sevmez" (el Mâide, 5/64) Çünkü bozgunculuğun ancak kâfir, münâfık ve müşriklerin özelliklerinden olduğu ayetlerden anlaşılmaktadır. Peygamberler tarihine baktığımızda, her peygamberin, kavmindeki bozguncularla sürekli uğraştığını ve fakat sonuçta Allah'ın yardımıyla peygamberin ve müminlerin zafer elde ettiklerini, bozguncuların ise sonunda helâk olduklarını görürüz.

Kur'an-ı Kerîm'de yer alan peygamberler ve tevhîd mücadeleleri, günümüze ışık tutacak canlılığa sahiptir. Çünkü bu gün de insanlar ilâhî nizamı terkedip beşerî sistemlerin karanlığında boğulup gitmektedir. Bugün de güçlüler çeşitli bahanelerle zayıfları ezmek istemektedir. Aşağıdaki ayetler, konuyla ilgili olarak açık ve net bilgiler veriyor.

Semûd kavmine* peygamber olarak gönderilen Hz. Salih (a.s.) onlara: "Allah'ın sizi ad kavminin* yerine getirdiğini, ovalarında köşkler kurup, dağlarında kayadan evler yonttuğunuz yeryüzüne yerleştirdiğini hatırlayın; Allah'ın nimetlerini anın ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi." (el-A'râf, 7/74) O'nun bu uyarısına rağmen kavmi isyan edip sonuçta Allah'ın azabıyle helâk oldular.

Kavmindeki sapıklarla mücadele eden Hz. Lût* (a.s.) da bütün uyarılarına rağmen yaptıkları iğrenç davranıştan vazgeçmeyen kavmi için şöyle dua etti: "Rabbim! bozgunculara karşı bana yardım et" (el-Ankebût, 29/30) O'nun bu duası üzerine Hz. Lût ile O'na inanmış yakınlarından başka bütün bir kavim, yağmurlar ve çamurlu taşlar yağmasıyla helâk oldular. Tahminen bu hadise bir volkanik mûcize şeklinde tecelli etmiş ve şehri altüst ederek yıkmıştı.

Önceki milletlerin başına gelenleri hatırlatarak, kavminin hidayetini isteyen Hz. Şuayb (a.s.) da onlara: "Allah'a inananları tehdid edip, (onları) Allah'ın yolundan menederek ve o yolun eğriliğini arayarak, her yolda pusu kurup oturmayın. Az iken Allah'ın sizi çoğalttığını hatırlayın ve bozgunculuk yapanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın" demişti. (el-A 'râf, 7/86). Ama Medyen halkı da Hz. Şuayb'ı dinlememiş ve yeryüzünde fesad çıkarmalarının cezasını çekmişlerdi; onları bir sarsıntı yakalayıvermiş ve oldukları yerde diz üstü kalıp helâk olmuşlardı.

Daha sonra tarih gündeminde, Hz. Musa'nın (a.s.) Firavun'a karşı verdiği tevhîd mücadelesine şahit olmaktayız. Ancak Hz. Musa'nın karşısında bir değil üç düşman vardı; Bunların en büyüğü azgın ve zalim bir diktatör olan Firavun idi. Cürümlerin en çirkinini işleyen, insanları kendisine köle kılan, İsrailoğullarının erkek çocuklarını öldürüp kızlarını ise serbest bırakan bu hükümdar, hatta o, taşkınlık ve kibirde, "İşte ben sizin en yüce Rabbinizim!" (en-Nâziât, 79/24) diyecek kadar haddi aşmıştı. İkincisi Hâmân idi: Firavun'un oyunlarını tertipleyen, zulmüne ve azgınlığına yardımcı olan veziri idi. Diğeri ise Karun'dur. Hz. Musa'nın kavminden olduğu halde, servetine ve ilmine aldanarak azıtan, şımaran; insanları maddî gücü sayesinde baskısı altına almak isteyen bir maddeperest... Konuyu aydınlatan ayetlerde onların bu özellikleri açık bir şekilde görülmektedir.

"Firavun memleketinin (Mısır) başına geçtiğinde insanları bölük bölük ayırdı. Onlardan bir kısmının (İsrâiloğulları) erkek çocuklarını boğazlayarak öldürüyor; kızlarını ise sağ bırakıyordu; çünkü o bozguncunun biriydi. " (Kasas, 28/4).

"Andolsun ki Biz Musa'yı mûcizelerimizle ve apaçık bir hüccetle, Firavuna, Hâmân'a ve Karun'a gönderdik de, (ona) çok yalancı bir sihirbaz dediler" (Mümin, 40/23, 24).

"Karun, Musa'nın milletindendi; ama onlara karşı azgınlık etti. biz ona anahtarlarını güçlü bir topluluğun zor taşıdığı hazineler vermiştik. Milleti ona, böbürlenmek şüphesiz ki Allah böbürlenenleri sevmez. Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu da gözet; dünyadaki payını da unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi sen de insanlara iyilikte bulun; ve yeryüzünde bozgunculuk yapma, doğrusu Allah bozguncuları sevmez demişlerdi" (el-Kasas, 87/77).

Karun, kavmindeki iyi kimseler tarafından yapılan bu tavsiyelere aldırmayarak kibir ve gururla, "Bunlar bana, ancak bendeki bilgiden ötürü verildi."demişti. (el-Kasas, 28/78) Ayetin devamında, Allah Teâlâ şu ikazıyla buyuruyor ki: "Bilmez mi ki, Allah önceleri ondan daha güçlü ve malı daha fazla olan nice nesilleri yok etmiştir. Suçlulardan günahları sorulmaz" (el-Kasas, 28/78) Kârun ve benzeri mücrimler Allah katında, işledikleri günahtan ötürü sorguya çekilmeyecek kadar önemsizdirler.

"Nihayet onu da sarayını da yerin dibine geçirdik. Allah'a karşı kendisine yardım edecek kimsesi olmadığı gibi kendisini koruyabilecek bir halde de değildir." (el-Kasas, 28/81).

Kârun, bütün mal varlığıyla birlikte yerin dibine geçirilirken, çeşitli mucizelere rağmen iman etmeyen, kurulu küfür ve zulüm düzeninin bozulmasını istemeyen Firavun, askerleriyle birlikte Hz. Musa ve O'na inananların peşine düşmüştü. Ancak sonunda helâk olan yine kendisi ve yandaşları oldu.

Allah'ın yardımıyla kendilerini hürriyete kavuşturan Hz. Musa'ya (a.s.) karşı İsrailoğullarının isyanı ise, bir başka yönden ilgi çekicidir. Ağır zulümler altında ezilen bu insanlar rahata kavuşunca Allah'ın peygamberine baş kaldırmaktan çekinmediler. Öyle ki; Hz. Musa'nın yokluğunu fırsat bilip, kendi elleriyle yaptıkları buzağı putuna bile taptılar. Onların ne yapacağını ilm-i ezelîsiyle bilen Allah Teâlâ, Hz. Musa'ya gönderdiği kitabı kasdederek, şöyle buyurmaktadır:

"İsrailoğulları'na kitapta doğrusu, yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacak ve kibirlendikçe kibirleneceksiniz diye bildirdik" (İsrâ, 17/4) Nitekim onlar kendilerine peygamber olarak gönderilen Hz. İIyas (a.s.) ve Hz. Elyesa'a (a.s.) isyan etmişler; Hz. Zekeriyya (a.s.) ve Hz. Yahyâ'yı (a.s.) şehit ederek, Hz. İsâ'yı da öldürmeğe kalkışmışlardı.

İsrâiloğullarının karakterini belirleyen bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "İsrâiloğulları'ndan sağlam bir teminat almış ve onlara peygamberler göndermişizdir. Ne zaman kendilerine o peygamberler nefislerinin hoşlanmıyacağı bir şey getirdiyse bir takımını yalanladılar, bir takımını da öldürdüler." (el-Mâide, 5/70).

Oysa ki Allah Teâlâ İsrâiloğulları'na gönderilen kitapta şunları bildirmişti: "Kim bir kimseyi, bir kimseye veya yeryüzünde çıkardığı bozgunculuğa karşılık olmaksızın öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur" (el-Mâide, 5/32).

İsrâiloğulları'nın asırlarca değişmeyen karakteri Hz. Peygamber (a.s.) zamanında da gün yüzüne çıkacak ve bir zamanlar "Allah fakirdir; biz ise zenginiz" (Âli İmrân, 3/181) diyen bu kimseler, bu kez de, " Allah'ın eli sıkıdır" diyeceklerdi. Konuyla ilgili ayette tespit edilen gerçek şudur: "Yahudiler Allah'ın eli sıkıdır dediler. Bu sözlerinden ötürü elleri bağlansın, onlara lânet olsun. Hayır O'nun iki eli de açıktır, dilediği şekilde sarfeder. Andolsun ki, sana Rabbinden indirilen sözler onların çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Savaş ateşini ne zaman körüklediyseler Allah onu söndürdü. (Onları yenilgiye uğrattı) Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah ise bozguncuları sevmez" (el-Mâide, 5/64) Bu lânetten dolayı yahudiler, mal bakımından yaratıkların en cimrileridir.

Tarihte yaşanılan bozgunculuklar Hz. Peygamber (s.a.s.) devrinde de yaşandı. Rivayetlerde Abdullah b. Übey b. Selûl ve benzeri münafıklar olduğu bildirilen bazı kimseler, insanlar arasında fitne çıkarıyor ama bunu suç görmeyecek kadar da küstahlık ediyorlardı. "Onlara yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın denildiği zaman Biz ancak ıslah edicileriz derler. Dikkatli ol! Muhakkak onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat bunu anlamazlar ki... " (el-Bakara, 2/11, 12).

Münafıkların ne derece fesad unsuru olduğunu belirleyen diğer bir ayette şöyle buyurulur. "Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken kalbindekine Allah'ı şahit tutan; işbaşına geçince de yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekini ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Oysa Allah bozgunculuğu sevmez." (el-Bakara, 2/204, 205). Bu ayet, münafıklardan, tatlı dilli fakat çok canî biri olan Ahnes b. Şureyk hakkında nazil olmuştur.

Buraya kadar aktarılan bilgiler, ilâhî nizamı terkeden, yeryüzünde fitne ve fesat çıkaranların herhâlûkârda cezalandırıldığını göstermektedir. Allah Teâla, Kur'an-ı Kerîm'de, yaşanmış olan bu olayları İslâm toplumuna haber vererek, insanları bozgunculuktan sakındırmıştır. "Îyi bir hale getirilmişken, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkarak ve umutla yalvarın. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyi davrananlara yakındır. " (el-A'râf, 7/56).

Allah Teâlâ, peygamberleri aracılığıyla gönderdiği ilâhî nizama tabi olan, takva sahibi kullarına şu müjde ile hitab eder. "Ahiret yurdunu, biz, yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu istemeyen kimselere veririz. Ve (güzel) âkıbet takva sahibi kimselerindir." (el-Kasas, 28/83).

Mehmet Emin AY

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder