1 Mayıs 2010 Cumartesi

Şefkatli, Merhametli Peygamberim

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“(Ey Habîbim!) Allâh’tan (sana gelen) bir rahmet sebebiyle, onlara yumuşak davrandın! Şâyet kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz onlar, etrafından dağılıp giderlerdi…” (Âl-i İmran, 159)


Rasûl-i Ekrem (sav) Efendimiz de bir defasında Hz. Âişe (ranhâ)’ya şöyle buyurmuştur:

“–Ey Âişe! Allâh Rafîk’tır (rıfk sâhibidir), rıfkla (yumuşaklıkla) muâmeleyi sever. Sertliğe ve diğer şeylere vermediği sevâbı, rıfkla muâmeleye verir.” (Müslim, Birr, 77)


Hz. Âi­şe (ran­hâ) vâ­li­de­miz bu­yu­rur­lar:

“-Uhud Sa­va­şı’n­dan da­ha faz­la da­ral­dı­ğın bir gün ol­du mu yâ Ra­sû­lal­lâh?” di­ye Hz. Pey­gam­ber’e sor­dum.

Şöy­le bu­yur­du­lar:


“–Evet, se­nin kav­min­den çok kö­tü­lük gör­düm. Bu kö­tü­lük­le­rin en fe­nâ­sı, on­la­rın ba­na Aka­be gü­nü yap­tı­ğı­dır. Ay­rı­ca Tâ­if­li Ab­dü­kü­lâl’in oğ­lu İbn-i Ab­di­yâ­lîl’e sı­ğın­mak is­te­miş­tim de, be­ni ka­bûl et­me­miş­ti. (Ak­si­ne be­ni ayak ta­kı­mı­na taş­la­ta­rak her ta­ra­fı­mı kan re­vân için­de bı­rak­mış, yap­ma­dık ezi­yet bı­rak­ma­mış­tı.) Ben de ge­ri dön­müş, de­rin ke­der­ler için­de yü­rü­yüp gi­di­yor­dum. Kar­nü’s-Se­âlib mev­ki­ine va­rın­ca­ya ka­dar ken­di­me ge­le­me­dim. Ora­da ba­şı­mı kal­dı­rıp bak­tı­ğım­da, bir bu­lu­tun be­ni göl­ge­le­di­ği­ni gör­düm. Dik­kat­li­ce ba­kın­ca, bu­lu­tun için­de Ceb­râ­îl (as)’ı fark et­tim. Ba­na:

“–Al­lâh Te­âlâ kav­mi­nin Sa­na ne söy­le­di­ği­ni ve Sen’i hi­mâ­ye et­me­yi na­sıl red­det­ti­ği­ni duy­muş­tur. On­la­ra di­le­di­ği­ni yap­ma­sı için de Sa­na Dağ­lar Me­le­ği’ni gön­der­miş­tir.” di­ye ses­len­di.

Bu­nun üze­ri­ne Dağ­lar Me­le­ği ba­na ses­le­ne­rek se­lâm ver­di. Son­ra da:

“–Ey Mu­ham­med! Kav­mi­nin Sa­na ne de­di­ği­ni Ce­nâb-ı Hak işit­ti. Ben Dağ­lar Me­le­ği’yim. Ne em­re­der­sen yap­mam için Al­lâh Te­âlâ be­ni Sa­na gön­der­di. Ne yap­ma­mı is­ti­yor­sun? Eğer di­ler­sen şu iki da­ğı on­la­rın ba­şı­na ge­çi­re­yim.” de­di.

O za­man:

“–Ha­yır, ben Ce­nâb-ı Hakk’ın on­la­rın soy­la­rın­dan sâ­de­ce Al­lâh’a ibâ­det ede­cek ve O’na hiç­bir şe­yi or­tak koş­ma­ya­cak kim­se­ler çı­kar­ma­sı­nı di­le­rim.” de­dim.” (Bu­hâ­rî, Bed’ü’l-Halk, 7; Müs­lim, Ci­hâd, 111)


Her Güne Bir Esma-ül Hüsna

el-Hâlık: Her şeyi yerli yerince yaratan.


Lügatçe

himâye: Koruma, korunma.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder