Yirmiikinci Menâkıb:
Ömer bin Hattâb “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri vefât etdi. Hazret-i Osmân “radıyallahü anh” yerine halîfe oldu. Hazret-i Ömerin vefât haberi rûm diyârına erişdi. Rûm kayseri, Mu’âviye “radıyallahü teâlâ anh” üzerine hücûm etdi. Hazret-i Osmân onu işitip, Abdüllah bin Ebî Serh ve Abdüllah bin Zübeyri imdâda gönderdi. İki fırka birbiri ile karşılaşdılar. Ceng günü de belli oldu. Abdüllah bin Zübeyr, Abdüllah bin Ebî Serhe dedi ki, rûm ve frenk askeri çokdur. Müslimânların askeri azdır. Onlara hîle yaparak muzaffer olmalıdır. Henüz harb başlamamışdır. Sen asker ile durup, hâzır ol. Benim tarafımdan tekbîr seslerini işitince, hemen rûm ve frenk askerine varıp, vuruşmağa başla. Zîrâ haber almışım ki, rûm pâdişâhları askerden ayrı yerde olup, tavus kanadından yapılmış gölgeliğinde birkaç şarkıcı ile oturur. Abdüllah bin Ebî Serh hâzır vaziyyetde dururken, Abdüllah bin Zübeyr otuz er alıp, resmî elçiler gibi gitdi. Rûm ve frengin askerine haber verdiler. Kaysere yakın vardı. O otuz askere dedi ki, siz rûm ve frengin askeri ile benim aramda durun ki, benim hâlime vâkıf olmıyalar. Eğer benim hâlime kasd etmek isterler ise, onları bir müddet meşgûl ediniz. Bu arada ben de işimi yapayım. Hemen atını salıp, hücûm etdi. Câriyeler kendilerini kayserin üzerine atdılar. Üçünü de kılınç ile helâk edip, tekbîr getirdi. O otuz er de yüksek ses ile tekbîr aldılar. Abdüllah bin Ebî Serh hâzır vaziyyetde dururken, tekbîr sesini işitdiği gibi, islâm askeri ile bir yerden tekbîr alıp, rûm ve frenk askerine hamle edip, birbirlerine vurdular. Onbin kâfiri kırıp, kılınçdan geçirdiler. Bu zafere Abdüllah bin Zübeyr hazretlerinin dilâverliği sebeb oldu. Meşhûr rûm şehrlerinden birkaç şehr müslimânların tasarrûfuna dâhil oldu. Abdüllah bin Ebî Serh Medâyine vardı. O vilâyeti ele geçirip, harac aldı. Yirmialtıncı senesinde Osmân “radıyallahü teâlâ anh” Harem-i şerîf etrâfında birçok evleri satın aldı. Bu şeklde Mescid-i Harâmı genişletdi. Yirmisekizinci senesinde haber geldi ki, Horasan kavmi emre mutî’ olmuyorlar. Sa’d bin Âs hazretlerini gönderdi. Onları, itâ’ate getirdi. Hem bu sene de müslimânlar arasında Kur’ân-ı azîmüşşân kırâetinden ihtilâf vâki’ oldu. Yukarıda zikr olundu.
Otuzuncu senede, Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin yüzüğü, hazret-i Osmânın elinden Erîs kuyusuna düşdü. Ne kadar istediler ise de bulamadılar. Bu sene Mu’âviye “radıyallahü teâlâ anh” kostantiniyyeye [İstanbula] varıp, gazâ etdi. Otuzikinci senede rûmdan bir asker gelip, müslimânlar ile ceng edip, muzaffer oldular. Abdüllah bin Sebe’ adlı yehûdî, hazret-i Ömerin “radıyallahü teâlâ anh” zemânında müslimân olmuşdu. Fekat, yehûdîlik kîni gönlünde bâkî kalmışdı. İslâm dîninde, çok kötü bir fitne çıkarmak istedi. Hazret-i Ömerin şiddeti ve tedbîrli hareketi onun fitnesine mâni’ olurdu. Osmân “radıyallahü teâlâ anh” zemânında fırsat bulup, fitne çıkardı. Hazret-i Osmânın “radıyallahü teâlâ anh” gidişi, Şeyhayn “radıyallahü teâlâ anhümâ” gidişlerine muhâlif idi diyerek, müslimânları hazret-i Osmân üzerine ayaklandırdı. Hattâ insanlara öyle i’tikâd etdirdi ki, hazret-i Osmânın üzerine yürümek, ayaklanmak ibâdetdir, fikrini aşıladı. Mısrlılardan bir gurub, hazret-i Alînin “kerremallahü vecheh” huzûruna geldiler, gitdiler. Basrâlılar Zübeyr bin Avvâmın huzûruna, Kûfeliler, Talhanın “radıyallahü teâlâ anhüm” huzûruna geldiler. Bu din büyüklerinin nasîhatları bunlara fâide verip, nasîhatları kabûl etdiler. Sonra, bunlar yine fitne çıkarmak için toplandılar. Hazret-i Osmânı ilzâm [susdurmak], yâhûd hilâfetden hal’ etmek [çekilmesini sağlamak], eğer öyle olmaz ise, katl etmeğe karâr verdiler. Hazret-i Osmân “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin üzerine yürüdüler.
Dediler ki: Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” ve Şeyhayn “radıyallahü teâlâ anhümâ” Arafatda nemâzı kasr etdiler [kısaltdılar]. Osmân niçin temâm kıldı. Cevâb verdi ki; islâmın işi büyüdü. Şark ve garbın halkı islâma gelip, Arafatda toplandılar. Eğer nemâzı temâm kılmasaydım, vilâyetlerin halkı kusûr ederler ve böyle kılmak gerekli zan ederlerdi. Kasr sünnetini bilmezlerdi.
İkinci süâlde dediler ki: Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” ve Şeyhayn “radıyallahü teâlâ anhümâ” Ebû Zer Gıfârîyi mükerrem tutarlar idi. Ebû Zer hazretleri, Şâmda Mu’âviye “radıyallahü anh” yanında bulunuyordu. Mu’âviye “radıyallahü anh” ile Beyt-ül mâldaki malların kullanımı konusunda uyuşmazlık hâsıl oldu. Ebû Zer-i Gıfârî Şâmdan Medîne-i Münevvereye geldi. Osmân “radıyallahü teâlâ anh” onu Medîneden dışarı çıkardı. O da, bir harâbe köyde mekân tutdu [yerleşdi]. Osmân “radıyallahü anh” cevâbında dedi ki, Ebû Zer “radıyallahü teâlâ anh” ve Mu’âviyenin “radıyallahü teâlâ anh” uygulamaları ve sözleri onların ictihâdı ile alâkalıdır. Onların birbirlerini sevmeleri âyet-i kerîme ile sâbitdir. Medîneden uzakda ikâmet etmesi câhillere birşey ulaşıp, islâma bir zarar gelmesin diyedir.
Üçüncü süâlde dediler ki, önceden zekâtı âmiller toplardı. Mal sâhiblerinin isteğine [gönlüne] bırakdın. Tâ ki gönlünün istediğine versinler. Cevâb verdi ki: Âmiller telef eder. Aldıkları vakt cebr ile alırlar. Ben mal sâhibleri elinde koydum. Kendileri götürüp, Beyt-ül mâla teslîm etsinler.
Dördüncü süâlde dediler ki: Hakem bin Âs ile, Mervân bin Hakemi, Resûlullah hazretleri, nifâk sebebi ile Medîne-i münevvereden dışarıya sürdü. Hazret-i Osmân yine Medîneye getirdi, dediler. Cevâb verdi ki: Resûlullah hazretlerinin son hastalıklarında onları getirmeğe izn istedim. İzn verdiler. Bu sözü Ebû Bekr ve Ömer hazretlerine söyledim. Bir başka şâhid istediler. Bulunmadı. Sonra hilâfet bize erişdi. İlmimiz o izn ile aynı oldu. Resûlullah hazretlerinin izni şerîfleri ile onları geri getirdim.
Beşinci süâl olarak dediler ki, Benî Ümeyyenin ihsânını artdırıyorsun. Onların ma’îşeti fazlalaşıyor. Cevâb verdi ki, Herkes bilir ki, Allahü teâlâ hazretleri, ben kuluna servet vermişdir. Ben dâimâ sılâ-i rahmi muhâfaza etmişimdir. Şu ânda ömrümün sonuna geldim. Bu hâlde beğenilmiş durumun niçin aksini yapayım. Fekat vallahi beyt-ül mâldan hiçbir şey onlara vermedim. Kendi malımdan verdim.
Altıncı süâl olarak dediler ki, Kur’ân-ı kerîmin birkaç nüshası hâriç, diğerlerini niçin ateşde yakdın. Cevâb verdi ki, etrâfdan haber yazdılar ki, Kur’ân-ı azîmüşşân rivâyetlerinde ihtilâf vâki’ olmuşdur. Diledim ki, bu vâsıta ile dîn-i islâmda bir fitne çıkmasın. Aynı nüshayı bırakıp, değişik nüshaları yakdırdım. Kötüleyenlerin dilleri dîn-i islâm üzere olmasın.
Yedinci süâl olarak dediler ki, Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü teâlâ anh” Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerine hürmeten minberden bir derece aşağı durdu. Ömer bin Hattâb “radıyallahü teâlâ anh” Ebû Bekre hurmeten ondan aşağı durdu. Osmân, Resûlullah hazretlerinin yerinde durdu. Cevâb verdi ki: Eğer bu kâideyi devâm etdirse idim, tedrîcen lâzım gelir idi ki, hutbeyi, bir kuyu kazıp, kuyu içine girip, okumak îcâb ederdi.
Sekizinci süâl olarak dediler ki, kapına kapıcılar ta’yîn etdin. Cevâb verdi ki: Devletin din işlerini görürken, din ile alâkası olmıyanların zararını def’ etmek için kendi etrâfımı muhâfaza etdim.
Dokuzuncu süâl olarak dediler ki, hayvanları Bakî’ otunu yimekden men’ etdin [orada otlamalarını yasakladın]. Cevâb verdi ki, Beyt-ül mâl hayvanlarından dolayı onu korudum. Böylece, onu koruyup, telef etmesinler.
Onuncu süâl olarak dediler ki, Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem”hazretlerinin yüzüğünü kaybetdin. Cevâb verdi ki, Sahâbe-i güzînin “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” gözleri önünde yüzük Erîs kuyusuna düşdü. Ne kadar aradıksa, bulamadık. O şerefden mahrûm kaldık. Hazret-i Osmân “radıyallahü teâlâ anh” her bir süâle lâyık olduğu üzere cevâb verdi. Alîyyül Mürtedânın “radıyallahü teâlâ anh” gayreti ile fitne sâkin oldu [fitne çıkmadı]. Kavga def’ oldu.
Çınarcık Köyü Akçeşme Camii, Uşak
-
*Çınarcık Köyü Akçeşme Camii, Uşak*
*Caminin Mihrab, Minber ve Vaaz Kürsüsü*
*Çınarcık Köyü Akçeşme Camii, Uşak*
*Caminin Kadınlar Mahfili (İkinci Katı)...
20 saat önce
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder