10 Şubat 2010 Çarşamba

EFSÂNE - 2

Hak Din'in bir hakikat olduğunu, hayallerin, masalların bile bir hakikatın yansıması ve inhirâfı demek olduğunu anlayamamışlardır. Bunlar, hak ve bâtılı ayırmayarak bütün dinlere "Esâtırü'l evvelin", efsâne ve hurâfeler derler ve böyledir diye de mücâdele ederler. Bu da kalplerinin hurâfe ve uyduruk şeylerle dolu olmasından ve bu engeller içinde hakkı anlama kabiliyetini kaybetmiş bulunmalarından doğmaktadır.
Bunların uzantıları olan Mekke'li müşrikler de Kur'ân-ı Kerîm'e dil uzatarak, "O bir ilâhi vahiy, bir kitâb-ı hak değil; aksine, ilham kaynağı eskiden yazılmış olan mestûrat ve mektûbattan ibarettir; Muhammed bunu eski kitaplardan alıp yazdırıyor. Binâenaleyh bu bir mûcize değildir; hatta bunda yeni bir hakikat olmadıktan başka hiçbir hakikat da yoktur. Zira bu, sadece esâtîr (efsâne) değil, esâtîr-i evvelinden, esâtîr-i evvelîn gibi hakikatte manası olmayan boş satırlardan, yalan hurâfelerden, masallardan ibarettir. O bunları yazdırıp yazdırıp söylüyor" diye bir târiz de yapıyorlardı. Kalplerinin bozukluğundan dolayı en güzel kelâm olan kelâm-ı hak ile esâtîr-i evvelini ve hurâfeleri ayırıp temyiz edemeyecek bir halde bulunuyorlardı. Bugün de Kur'ân-ı Kerîm ve Hz. Muhammed (s.a.s)'e dil uzatanlar bunların öğrencileridir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder