Onlar, Kur'ân-ı Kerîm'in eskilere âit bir efsâne (İranlıların Rüstem ve İsfendiyar'a ait efsaneleri gibi) olmadığını yakînen bilmekte idiler... Ve eğer insanları Kur'ân-ı Kerîm'i dinlemeye bıraksalardı; onların "bu öncekilerin masallarından başka birşey değildir" yolundaki iddiaları bir mânâ taşımayacaktı. Kureyş büyükleri, taraflarına Kur'ân-ı Kerîm'in tesir edeceğinden korktukları gibi, bizzat kendilerine de müessir olacağından endişeleniyorlardı.
Ahnes b. Şürayk, Ebû Süfyân, Amr b. Hişâm'ın; Kur'ân-ı Kerîm'in cazibesine mukavemet ettikleri halde, gizliden gizliye onu dinledikleri ve dinlemekten kendilerini alamadıkları tarihin meşhur hakikatlerindendir.
Bir efsâne, çoğu zaman, halk veya folklar hikâyelerini konu almakla beraber, bir hikâyeci veya bir şâirin, zamanının tasavvuruna veya kendi hayal gücüne dayanarak meydana getirdiği orijinal bir masal da olabilir. Efsâneler sanatlı bir anlatıma sahip olmayışlarıyla destandan ayrılırlar. Türleri bakımından şu gruplarda toplanırlar: 1- Dünyanın yaratılışını, varlıklarının zuhurunu ve şekil değiştirmesini anlatanlar; 2- Tarihî efsâneler. Şehirlerin tarihini, büyük şahısların hayal ve sevdalarını anlatanlar; 3- Olağanüstü varlıklarla ilgili efsâneler, Kader, ölüm ve cin ile perilerden bahsedenler; 4- Dinî efsâneler, din inanışlarına yer veren efsânelerdir.
Müzikte efsâneler iki şekil altında belirir. 1- Tek çalgı için parçalar; 2-Dramatik eserler.
Büyük ve ünlü manasına gelmek üzere bu kelimeden "efsânevî" kelimesi kullanılır.
Aşıklardan Nuri Efendi;
"Efsâne sen söyleme-Hor olursun indallah,
Nazar eyle Kur'ân'a-Kendine gel hey kendine" demekle efsâneyi boş söz olarak değerlendirir.
Hasan Fehmi KUMANLIOĞLU
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder