1 Haziran 2010 Salı

RAUF

Esmâül-Hüsna -Esma-ı İlahiyeden birisi.

Raûf kelimesi Arapçada "re'fet"ten türemiştir. Re'fet; şefkat ve merhamet göstermek, esirgemek, kalbi bir şeye dayanmamak anlamlarına gelir. Raûf, feûl kalıbında aşırılık (mübalağa) ifade eden bir sıfat olup, çok esirgeyen, çok şefkat ve merhamet gösteren anlamlarını ifade eder. Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Allah'ın kendisi için kullandığı bir sıfat ve güzel isimlerdendir. "Sizin ağırlıklarınızı da yüklenirler ve ancak nefis zahmetiyle ulaşabileceğiniz bir beldeye de taşırlar. Muhakkak ki Rabbiniz Raûf'dur, Rahim'dir" (en-Nahl, 16/7); "Yahut da kendilerini ağır ağır yakalayıp helak etmesinden emin mi oldular? Gerçekten Rabbiniz Raûf'tur, Rahim'dir (Çok şefkatli, çok merhametlidir)" (en-Nahl, 16/47).

RASÛL

Gönderilmiş kimse, elçi, peygamber; bir iş veya vazife için bir kimseyi göndermek veya elçilik anlamına gelen risalet kelimesinden türemiş bir isim; risaleti veya ilâhi sözü taşıyan zat. Resul, "fe'ül" vezninde mübalağa siğası olduğuna göre, çok defa gönderilmiş veya elçilik müddeti uzadığındarı kendisine gönderilen ile göndereni arasında gidip gelen ve görüşmesi defalarca vuku bulmuş; veya göndericisinin haberleri birbiri ardınca (mütevaliyen) kendisine gelen demektir. Bundan dolayı "resul"un lugat bakımından yapılan tarifinde; kendisini gönderenin haberlerini devamlı bekleyen ve alan kimsedir. Veya, "resul" kelimesinin iştikakı; birbirini takib etmek ve birbiri ardı sıra gelmek anlamına gelen "re.se.le" kelimesindendir... Sanki tebliğin tekrarlanması resule lazım kılınmış, yahut ümmetin rasûle tabi olmaları lazım gelmiştir.

Resul kelimesi, açık bir şekilde göndereni (el-mürsili), kendisine gönderilen kimseyi (el-mürselü ileyhi) ve yine kendisine gönderilen kimseye tebliğ edeceği risaleti ifade eder. O halde risalet ve tebliğ, doğrudan doğruya "er-resul" kelimesinden doğan iki mefhumdur. Resul kelimesi, şu açıklamadan anlaşıldığına göre, aslî bünyesinde elçilik ve tebliğ vazifesini de taşır. O halde resul, gönderildiği kimselere tebliğ etmek üzere elçilik vazifesini taşıyan kimsedir.

RÂSİHÛN

Sağlam, metin, sarsılmayan kimseler; ilimde derinleşmiş olan, tahkik derecesine ulaşan ve bilgisinde şüphe aranmayan otorite ilim adamları; r.s.h. kök fiilinden gelen "rasih" ismi failinin çoğulu. Arapça'da r.s.h. (reseha) kök olarak sarsılmadan sabit durmak anlamındadır. Ayrıca yağmurdan meydana gelen rutubetin yerin derinliklerine inmesi demektir.

Taberî (öl. 310/922), râsihün'u, ilmini sağlam kılan, onu hakkıyla kavrayıp bilgilerine şek ve şüphe karışmayanlar olarak tarif ettikten sonra Peygamber (s.a.s)'in onları "yeminlerine bağlı, sözleri doğru, kalbleri de hak yol üzere bulunan ve haram yemeyenler" olarak tanımladığını anlatan rivâyetler nakletmektedir (Taberî, Câmiul-Beyan an Te'vili Âyâtil-Kur'an, Beyrut 1988, III 184-185).

RASATHANE

Yıldızların gözlendiği yer, gözlemevi.

Rasathane, özel bir binaya sahip olup rasat faaliyetine (yıldızların hareketlerinin gözlenmesine) ve astronomik çalışmalara sahne olan ve sadece bu tür işlerin gerçekleştirildiği bir kurumdur. İşte bu anlamıyla rasathane, Ortaçağ İslâm medeniyetinin meydana getirdiği ve dünya medeniyetine, insanlığa sunduğu bir kurumdur.

İslâm dünyasında rasathaneye zaman içinde "marsad", "rasad", "beytü'r-rasad" adları verilmiştir. İslâm rasathanelerinde, son devir Avrupa rasathanelerine uygun olarak, düzenli ve devamlı rasat faaliyetleriyle karşılaşıldığı gibi, heyet çalışma ve araştırmaları bu müesseselerin asıl uğraşı alanına giriyordu. Rasathanenin sabit ve coğrafi mevkii belirli bir yeri, ilmi ve idâri işlerine bakan bir müdürü ve adamları, özel bir biçimde hazırlanmış gözlem âletleri ve hususi bir kütüphanesi vardı. İslâm dünyasındaki rasathaneler birer akademik mahiyet taşıdığı gibi, bazılarında önemli öğretim faaliyeti de yer almış ve bu kurumlar yüksek okul vazifesini de üstlenmiştir (Aydın Sayılı, "Rasathane" mad., İA., IX, 621).

RAMAZAN BAYRAMI

Müslümanların iki büyük bayramından biri. Ramazan ayında tutulan bir aylık orucun bitiminde Şevval ayının ilk üç günü müslümanların bayram günleridir. Ramazan bayramına, o gün fıtır sadakası verilmesinden dolayı "Fıtır bayramı" adı da verilmektedir.

Resulullah (s.a.s) Medine'ye hicret ettiği zaman Medinelilerin eğlenip neşelendiği iki bayramları vardı. Hz. Peygamber Medinelilere özgü olan, cahiliye izleri taşıyan bu bayramların yerine bütün müslümanların sevinip eğleneceği İslâm'ın iki bayramını onlara haber verdi: "Allahu Teâlâ size, kutladığınız bu iki bayramın yerine, daha hayırlısını, Ramazan bayramı ile Kurban bayramını hediye etti" (Sünen-i Ebû Dâvud, Salat, 239). Bayram, Ramazan çıkıp bayramın başladığı Şevval hilalini görmekle, havanın bulutlu olması durumunda da Ramazan'ı otuz gün tutmakla başlar. Ramazan'ın yirmi dokuzunda hilal görünürse, ertesi gün Şevval'in biridir ve bayram yapılır (Sünen-i Ebû Dâvud, 3/306).

RAMAZAN

Kameri aylardan dokuzuncusunun ismi. Müslümanların oruç tutmakla mükellef oldukları, dinimizce yüce ve kutsal kabul edilen ay.

Ramazan, arapça bir kelimedir. Bu mübarek ay'a Ramazan isminin verilmesindeki hikmet şöyle belirtilmiştir:

1- Yaz sonunda, güz mevsiminin evvelinde yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur manasına "ramdâ" kelimesinden alınmıştır. Bu yağmurun yeryüzünü temizlediği gibi, Ramazan ay'ı da müminleri günah kirlerinden temizler. Nitekim bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s); Kim inanarak ve alacağı sevabı Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır" (Buhârî, Savm, VI) buyurmuştur.

RAKABE

Boyun, köle, cariye, boyunun arka tarafından kökü; keman veya ud kulpu; gayri menkuller hakkında kuru mülkiyet. Çoğulu "rikâb", "rakab", "erkub" ve "rakabât"tır. Kur'an-ı Kerim'de çeşitli vesilelerle köle azadı teşvik edilmiştir (bk. "köle" mad.). Bir mümini yanlışlıkla öldürenin cezası ayette şöyle belirlenir. Bir müminin diğer bir mümini yanlışlık dışında öldürmesi yakışmaz. Kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse mümin bir köleyi azad etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir. Eğer onlar bu diyeti sadaka olarak bağışlarlarsa bu durum müstesnadır. Eğer öldürülen bir mümin olmakla birlikte size düşman bir topluluktan ise, o zaman öldürenin mümin bir köle azat etmesi gerekir. Eğer kendileriyle aranızda bir antlaşma olan bir kavimden ise, o zaman mirasçılarına bir diyet vermek ve bir de mümin bir köle azat etmek vardır" (en-Nisâ, 4/92).

RAHMET

İncelik, ihsan, bağışlama, acıyıp esirgeme. Allah'ın kullarına acıması, onlara sevgi, şefkat ve merhametle muamele etmesi anlamında Kur'anî bir tabir. Allah Teâlâ, kullarına rahmet ve şefkatle davranmayı nefsine vacib kıldığını, Rabbiniz, sizden her kim bilmeyerek fenalık yapar da arkasından tövbe eder ve nefsini düzeltirse, ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. O, bağışlayan ve merhamet edendir" (e! En'am, 6/54) ayetiyle açıklamıştır. Rahmet, bütün yaratıkların iyiliğini isteyip onlara yardım etme arzusu duymaktır. Allah Teâlâ'nın bu kelimeden türemiş bazı güzel isimleri vardır; Rahmân: Esirgeyen, Rahîm: Bağışlayan, Erhamürrâhimîn: Merhametlilerin en merhametlisi, Hayrürrâhimîn: Merhametlilerin en hayırlısı, Zürrahme: Rahmet sahibi, Zü Rahmetin Vasia: En geniş Rahmet sahibi... gibi. Kur'an-ı Kerim'de yüzden fala yerde geçen bu isimler, Allah'ın rahmetinin çok ve tükenmez derecede bol ve her şeyi kapladığını gösterir. Cenab-ı Allah yaratıklarına, şanına yakışır bir acıma ve şefkat duygusu ile muamele eder. Esasen hayatın kaynağı da, bu ilâhî rahmettir.

RAHMAN SURESİ

Kur'an-ı Kerim'in elli beşinci suresi. Yetmiş sekiz ayet, üçyüz elli bir kelime ve bin üçyüz otuz altı harften ibarettir. Fasılası "ra, mim ve nun" harfleridir. Adını, birinci ayetini oluşturan Allah Teâlâ'nın isimlerinden olan "er-Rahmân" kelimesinden almıştır. Sure, insanlarla birlikte, irade ve sorumluluk sahibi varlıklar olan cinlere de hitab eden Kur'an'daki tek suredir. Surenin özellikle ön plana çıkan ayrı ve dehşetengiz bir ahengi vardır. Ayetleri kısa kısa cümlelerden oluşmaktadır. Surede, kâinat sahasında Allah'ın açık ve gizli hâkimiyetinin delilleri açıklanmakta; sayısız nimetlerine, sınırsız kudretine dikkat çekilmekte ve bunun karşısında cinlerin ve insanların acz içerisinde Allah'a itaatten başka çareleri olmadığı bütün çıplaklığı ile ortaya konularak, onların sorumlulukları hatırlatılmakta ve itaatten yüzçevirirlerse karşılaşacakları kötü sonuçlar; boyun eğip, şerîatine uyarlarsa elde edecekleri hayırlı neticeler mucizevî bir uslupla dile getirilmektedir. Sure, konuları bir hitap tarzı ile ele almakta, coşku ve belagat dolu bir akış içerisinde, Allah'ın kudretinin mükemmelliği, O'nun her şey üzerinde yaymış olduğu mutlak hâkimiyeti müthiş bir tablo halinde gözler önüne serilmektedir. Allah'a tabi olarak işlenen iyilik karşılığında mükâfat olarak vaadedilen Cennet'in bir tasviri yapılmakta ve isyan etmenin karşılığında kazanılan Cehennem azabı ile insan ve cinler topluca uyarılmaktadırlar.

RÂHMAN

Allah Teâlâ'nın güzel isimlerinden ve sıfatlarından biri.

Rikkat, ihsan, bağışlama, acıyıp esirgeme anlamlarına gelen rahmet kelimesinden türemiş olan Rahmân, mübalağa sigalarından olduğundan rahmetin en yüce derecesiyle muttasıf olan demektir. Rızıkları, ihtiyaçları ve her türlü iyilikleri ihsan hususunda rahmetini mahlukatından (yaratıklarından) hiç esirgemeyen anlamında olan Rahman, Rahîm isminden daha geniş kapsamlı bir mana ifade eder. Kur'an'ın ilk ayeti olan Besmeledeki Rahmân ve Rahîm sıfatları arasındaki fark, Allah Teâlâ, Dünyanın Rahmanı ve Ahiretin Rahimidir, cümlesinde veciz bir şekilde dile getirilmektedir.