ALLAHIN İSİMLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ALLAHIN İSİMLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2010 Salı

RAUF

Esmâül-Hüsna -Esma-ı İlahiyeden birisi.

Raûf kelimesi Arapçada "re'fet"ten türemiştir. Re'fet; şefkat ve merhamet göstermek, esirgemek, kalbi bir şeye dayanmamak anlamlarına gelir. Raûf, feûl kalıbında aşırılık (mübalağa) ifade eden bir sıfat olup, çok esirgeyen, çok şefkat ve merhamet gösteren anlamlarını ifade eder. Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Allah'ın kendisi için kullandığı bir sıfat ve güzel isimlerdendir. "Sizin ağırlıklarınızı da yüklenirler ve ancak nefis zahmetiyle ulaşabileceğiniz bir beldeye de taşırlar. Muhakkak ki Rabbiniz Raûf'dur, Rahim'dir" (en-Nahl, 16/7); "Yahut da kendilerini ağır ağır yakalayıp helak etmesinden emin mi oldular? Gerçekten Rabbiniz Raûf'tur, Rahim'dir (Çok şefkatli, çok merhametlidir)" (en-Nahl, 16/47).

RÂHMAN

Allah Teâlâ'nın güzel isimlerinden ve sıfatlarından biri.

Rikkat, ihsan, bağışlama, acıyıp esirgeme anlamlarına gelen rahmet kelimesinden türemiş olan Rahmân, mübalağa sigalarından olduğundan rahmetin en yüce derecesiyle muttasıf olan demektir. Rızıkları, ihtiyaçları ve her türlü iyilikleri ihsan hususunda rahmetini mahlukatından (yaratıklarından) hiç esirgemeyen anlamında olan Rahman, Rahîm isminden daha geniş kapsamlı bir mana ifade eder. Kur'an'ın ilk ayeti olan Besmeledeki Rahmân ve Rahîm sıfatları arasındaki fark, Allah Teâlâ, Dünyanın Rahmanı ve Ahiretin Rahimidir, cümlesinde veciz bir şekilde dile getirilmektedir.

30 Mayıs 2010 Pazar

RAHÎM

Çok merhametli, merhamet olunan; "rahmet, merhâmet ve ruhm" mastarından ism-i fail ve ism-i mef'ûl anlamlı bir sıfat. Kök anlamı, acımak, merhamet etmek ve bağışlamak demektir. Rahîm'in çoğulu "ruhamâ"dır. Merhamet, iyilik ve nimet anlamına da gelir. Aynı kökten "rahman" sözcüğü de merhameti bol olan demektir.

"Rahîm" ve "Rahman" isimleri Cenab-ı Hakk'ın esmâ-i husnâsındandır. Esmâ-i husnâ; en güzel isimler anlamına gelir ki, Yüce Allah kendisini bu nitelikteki isimlerle isimlendirdiğini Kur'an'da çeşitli yerlerde açıklamıştır (bk. el-A'râf, 7/180; el-İsrâ, 17/110; Tahâ, 20/7; el-Haşr, 59/24). Bu isimlerin sayısı 99 olup, başta "Allah" lafzı gelir. Allah'a bu güzel isimlerle dua edilmesi, duanın kabulüne sebep olur. Allah'ın güzel isimleri vardır. O halde Allah'a o güzel isimlerle dua edin” (el-A'râf, 7/180).

er-RABB

Yüce Allah'ın güzel isimlerinden biri. Sözlükte "Rabb" kelimesi mâlik, yaratıcı, sâhip, bir şeyi ıslâh eden, terbiye eden, efendi anlamlarını ifade etmektedir.

İbnul-Enbârî'ye göre Rabblık, yani bir şeyin Rabbi olmak üç mânâya gelir:

1. Mâlik olmak; yani tasarrufu, kudreti altında bulunan her şeyin yegane sahibi ve idarecisi olmak. İşte sadece o Rabb, bütün onların sahibi, yöneticisi ve istediği gibi, ilmine ve iradesine uygun olarak tasarrufta bulunandır.

2. Kendine itaat edilecek, boyun eğilecek efendi anlamım da ifade eden Rabb, Kur'an-ı Kerim'deki "Mevlâ" kelimesiyle eş anlamlıdır. Yine o Rabb, kendisine itaat edilecek, emirlerine uyulup, yasaklarından uzak durulacak yegâne, tek efendi anlamına da gelir.

24 Nisan 2010 Cumartesi

ed-DARR

Dilediği kuluna zarar veren; O'nun takdiri olmadan kimseye zarar verilemeyen.

Elem verici şeyler yaratan anlamında Allah'ın isimlerinden biri. Zıddı, en-Nâfi'dir.

Menfaatleri ve mazarratları yaratan, ancak Allah'tır. Bütün olaylar sebeplerle meydana geliyorsa da, sebepler yok olanı var edemez. Onlar ancak insanların elinde birer tutamak ve Hak'tan bir isteme vesikası olmak üzere yaratılmıştır. İnsanın menfaat ve zararlarına hâkim ve rakipsiz müessir ancak Allah'tır. O, insanlara, menfaat ve zararları ayırd edici kuvvet vermiştir. Yani insanlar akıl ve ilimle hayır veya şerri birbirinden ayırabilirler. Dünya imtihan yeridir ve zâhirde kötü olarak görünen, aslında iyi olabilir veya bunun tersi de mümkündür. Bunun sırrını ancak Allah bilir.

16 Nisan 2010 Cuma

el-BERR

Allah'ın isimlerinden biri. Kullarına şefkatli olup, lûtuf, ihsanı, keremi, iyiliği ve bahşetmesi çok olan anlamına gelen Allah'ın Esmaü'l-Hüsnâ'sından biri.

Allahu Teâlâ kulları için daima kolaylık ve rahatlık ister; zorluk istemez. Zorluk çıkaranları da sevmez. Yapılan kötülüklerin çoğunu bağışlar, örter; merhametlilerin merhametlisidir; bir iyiliğe on mükâfat verir. Kötülüğün cezası ise bir katını geçmez. Bir kul, gönlünde iyi bir şey yapmayı kurmuş, fakat herhangi bir engel yüzünden onu yapmamış olsa bile, bilfiil meydana getirmiş gibi mükâfatlandırılır. Buna karşı, bir kötülük yapmayı tasarlamış ve kararını vermişken herhangi bir sebeple yapmamışsa ona ceza verilmez.

BEDÎ'

Cenâb-ı Allah'ın esma-i hüsnasından biri. Kendinden türediği Be de' fiilî "icat etmek, örneksiz yapmak, yokken eşsiz biçimde ortaya koymak" demektir. Allah'la ilgili olarak kullanıldığında, "aletsiz, zamansız ve mekânsız icat etmek" anlamı da verilmiştir. (Rağıp el-Isfahanî, el-Müfredat fi Garîbi 'l-Kur'an, 38).

Kelime, Kur'an'da çok az yerde geçer. Bir ayette, hristiyanlar'ın ruhbaniyyeti ibtidâ', yani Allah kendilerine emretmediği halde, sonradan icat ettikleri ifade olunurken (el-Hadîd, 57/27); bir başka ayette, Hz. Muhammed'in (s.a.s.) "bid'an mine'r-rusul" yani, kendinden önce hiç resul gelmemiş de, kendisinin ilk defa resulluk iddiasında bulunan biri olmadığı ve Risâlet'i icat etmediği anlatılır (el-Ahkâf, 46/9).

el-BEDÎ'

Allah'ın güzel isimlerinden biri. Bütün varlıkları yoktan var eden ve bunun için bir örneğe ihtiyaç duymayan, örneksiz, misalsiz, acib ve hayret verici âlemler icat eden anlamına gelmektedir.

Bedî, hiç birinin örneği yokken sayısız şeyler icat eden; düşünmeye, araştırmaya muhtaç olmadan kolaylıkla ve daima misilsiz şeyler yaratan, icat eden, Allah'u Teâlâ'dır. Örneği yokken, Allah'ın kudreti ile meydana gelen fevkalâde güzel ve insana hayret verici şeylere ibda' olunmuş manasına bedî' denilir. Her tür, yoktan ve benzersiz olarak yaratılmıştır. Bir türün bütün fertleri de tamamiyle birbirinin aynı değildir.

15 Nisan 2010 Perşembe

el-BÂTIN

Allah'ın isimlerinden biri. Gizli, yaratıkların gözlerinden gizli olan, görülemeyen anlamına. Allah Teâlâ'nın varlığı, hem aşikâr, hem gizlidir. Aşikârdır; çünkü varlığını bildiren işleri, nişanları, gözsüzler bile görmüş ve bu eşyanın hakikatler hakikatı yüce varlığa umumi şehadetini, sağırlar bile işitmiştir. Gizlidir; çünkü kul, Allah'ı künhüyle bilemez, ama varlığını hisseder. Allah'ı tam bir biliş ile tanımak hiçbir mahlûk için mümkün değildir. Akıl ve bilgi sonludur, sınırlıdır, ezel ve ebedin bilgisine ulaşamaz. Resulullah (s.a.s.), müslümanları belli bir sınıra kadar gitmeleri hususunda uyarmış; daha ileri gideceklerin ya inkâr yahut şirk, yahut deliliğe varacaklarını buyurmuştur. Allahu Teâlâ'nın zatı mutlak bir sırdır. O sırrı ancak kendisi bilir. Kula yaraşan; onun ilmini araştırmak, O'na ibadet etmektir.

BASÎRET

İdrak, zeka, ilim, tecrübe, kalp ile görme, doğru ve ölçülü bakış, uzağı görme, kavrayış, feraset. Başımızdaki göze basar, kalp gözüne de basîret denir. (Rağıb el-ısfahânî, el-Müfredat, 49). Buna göre basîret; kalp gözüyle görüş, işin iç yüzüne nüfuz etmek bir şeyin içini -dışını, önünü- sonunu, aslını ve hakikatini bilmektir. Bu nedenle basîret-i kalp, kalp uyanıklığı; basîretsiz,gafil, basîreti bağlanmak gaflette bulunmak anlamına gelir.

Basîret ilâhî bir nur ve hakkın batıldan ayırt edilmesine yarayan bir bilgidir. Kalplerinde bu özellik bulunmayan kimseler hakkında Allah Teâlâ "Onların kalpleri vardır ama onunla gerçekleri anlayamazlar" (el-A'raf, 7/179) buyurmuştur. Basîret Kur'an-ı Kerîm'de tekil şekliyle iki yerde geçer:

el-BASÎR

Allah'ın güzel isimlerinden biri. Her şeyi gören, çok iyi gören anlamına gelmektedir. Allah her şeyi, herkesin yaptığını görür. Onun görmesine hiçbir şey engel olamaz. Kâinatın herhangi bir noktasında hiçbir hâdise yoktur ki, Allah onu görmüş ve işitmiş olmasın. İbadette ihlâs, kulun Allah'ı görmemesine rağmen, Allah'ın onu gördüğünü bilmesi ve onu görür gibi ibadet etmesidir.

14 Nisan 2010 Çarşamba

el-BÂİS

Allah'ın güzel isimlerinden biri. Kulları ölümlerinden sonra dirilten, ölüleri diriltip kabirlerinden çıkaran veya ümmetlere peygamberler gönderen anlamında. Allahu Teâlâ insanları ölüp toprak olduktan sonra dirilterek kabirlerinden kaldıracak "Arasat"* denilen çok geniş, dümdüz, ağaçtan ve binadan tamamiyle boş bir yere çıkaracaktır. Ahiret günü yahut Kıyamet günü denilen ve Kur'an-ı Kerîm' de daha başka adları olan bu gün iman esaslarından biridir ve Ve'lba'sü ba'del-mevt*: (Öldükten sonra dirilme) diye adlandırılır.