Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Ey iman edenler! Allah'tan korkun. O'na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Mâide, 35) |
|
Rasûlullah (sav) buyuruyor:
"Yakında size birçok yerlerin fethi nasip olacaktır. Allah size yeter. Sizden biriniz oklarıyla ta’lîm yapmaktan bıkıp usanmasın." (Müslim, İmâre 168. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, IV, 157) |
|
2500 kilometrelik bir mesafeyi; dağ, bayır, çöl ve ormanlar aşarak kat etmiş ve zamanının en kuvvetli devletlerinden biri olan Safeviler'in muazzam ordusunu perîşan etmiştir. Mısır seferinde ise, o güne kadar geçilemez sanılan korkunç "Sîna Çölü"nü aşmasının maddî imkanlarla bir îzahı yoktur.
Hilafet Müessesesi, O'nunla yeniden izzet kazanmış ve müessir bir hale gelmiş, mukaddes emanetler layık oldukları kudsiyete O'nunla ulaşmıştır. Cihangir dedesi Sultân Fâtih, bu cengaver torununun madde ve manadaki üstünlüğünü çok evvelden keşfetmiş ve O'na "Yavuz" adını vermiştir
Paşalar ve askerde bu çölün nasıl geçilebileceğine dair büyük tereddütler vardı. Bu amansız çöl, sanki gündüz cehennem, gece ise, bir buz diyarı idi. Artı 50 ile, eksi 20 arasında değişen bir iklîme sahipti. O sanki kumdan bir denizdi.
Lakin Yavuz'un azmi ve kat'î kararı ile çöle girildi. Bir müddet sonra Yavuz, atından indi, yürümeye başladı. Askerî erkan, hayret ve dehşet içinde idi: “Atların bile kanının kaynadığı, zor yürüdüğü bu çölde Sultân, niye atından indi, yürümeye başladı?” diye fısıltılar başladı. Bu dehşet içinde askerî erkan da, atlarından inip, onlar da yürümeye başladılar. Paşalar, Yavuz'un can-ciğer arkadaşı Hasan Can'a:
"-Ne olur Hünkara sor. Bu acep ne iştir?" dediler.
Hasan Can, Yavuz'a merakla, bu halin neyin nesi olduğunu sorunca, Yavuz:
"-Hasan görmüyor musun; önümüzde Allah Rasulü Fahr-i Kainat (sav) Efendimiz yürüyor?!." dedi.
On üç günde bu korkunç çöl, bir bulutun altında Allah Rasûlü (sav)’in ruhaniyetleri ile geçildi ve Mısır fethedildi. (Osman Nuri Topbaş-Altınoluk Dergisi, 1996-Kasim, Sayı:129, Sayfa:032) |
|
Her Güne Kelime
müessir: 1. te'sir yapan, iz bırakan. 2. işleyen, hükmünü yürüten. 3. çok hissedilen, içe işleyen. 4. dokunan, dokunaklı. 5. eser sahibi.
ta'lîm: 1. öğrenme, öğretme, öğretim, öğretilme. 2. okutma, ders verme, verilme. 3. meşk ile yetiştirme. 4. askerlik idmanı. 5. egzersiz. |
|
|
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder