31 Ağustos 2010 Salı

CAMİİ, MEDRESE VE DERNEK GİBİ TOPLUMA HİZMET EDEN MÜESSESELERE ZEKAT VEYA FİTRE VERİLİR Mİ?

Dört mezhebe göre zekat ve fitre, ancak Kur'an-ı Kerim'de zikri geçen sekiz sınıfın mevcutlarına verilir ve temlik edilir. Başka yere vermek caiz değildir. Kur'an'da zikri geçen sınıflar şunlardır: fakir, miskin, zekat memuru, mü'ellefe-i kulub, hürriyete kavuşmak için efendisiyle mükatebe akdını yapmış köle, borçlu, mücahid ve yolda kalmış kimselerdir. Bu zamanda zekat memuru, mü'ellefe-i kulub ve mükateb olmadığı için beş sınıfa inmiştir. Cami, medrese, okul ve dernek gibi müesseseler bunlardan olmadıklarına göre onlara zekat ve fitre vermek caiz değildir.

CAMİDE YATMAK CAİZ MİDİR?

İslam dininde caminin büyük bir yeri vardır. Zikir, fikir ve ibadet yeri olduğu gibi Allah'ın münacatına mazhar olmak için ayrılmış mukaddes bir yerdir. Bu itibarla zaruret olmazsa camide yemek yemek ve yatmak uygun değildir. Ancak yabancıların camide yatmalarında beis yoktur. Bunun için eskiden olduğu gibi bugün de hacılar Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi'de istirahat edip yatarlar ve kimse de onlara mani olmaz.

Bazı 'ulema camide yatmakta beis yoktur, yabancı (misafir) yatabildiği gibi yerli de yatabilir, diyor. Mesela İbn Hacer şöyle diyor:

"Camide yatmakta beis yoktur, çünkü Suffa ehli daima camide oturup kalkarlardı” Selef-i salihinin bir kısmı camide yatmak herkes için mekruhtur, diyor.

CAMİDE KONUŞUP SOHBET ETMEK CAİZ MİDİR?

Camide yapılan konuşma din ile ilgili ise ibadet olduğundan makbuldür. Fakat dünyevi olup da bir kimsenin gıybet ve dedikodusu yapılmıyorsa mübahtır. Gıybet ise haramdır: Hülasa camide yapılan konuşmnın helali helal, haramı haramdır.

C


  • CÜZ'İ İRÂDE

  • CÜNÜPKEN KİTAP OKUMAK

  • CÜNÜP OLAN KİMSEYE YASAK OLAN ŞEYLER NELERDİR?

  • CÜNÜP OLAN KİMSENİN TIRAŞ OLMASI VEYA TIRNAK KESME...

  • CÜNÜBKEN YEME İÇME

  • CUMA VAKTİNDE KADININ ALIŞ VERİŞ YAPMASI

  • CUM'A NAMAZININ FARZ OLMASININ ŞARTLARI

  • CUMA NAMAZINDA DEĞİŞİK GÖRÜŞ OLARAK HANEFİ İCTİHAD...

  • CUM'A NAMAZININ SAHİH OLMASI İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR ...

  • BİR ÇOK DAİRE AMİRİ ME'MURLARIN CUMA NAMAZINA GİTM...

  • CUMA KILINIP KILINMAMASINDA SONUÇ

  • CUMA GÜNÜ CEMAATLE ÖGLE NAMAZI KILMAK

  • BİR ŞEHİRDE BİR KAÇ YERDE CUMA NAMAZI KILINABİLİR ...

  • CUM'A NAMAZI

  • CÖMERTLİK

  • CİZYE NE DEMEKTİR?

  • CİZYE

  • CİNSEL İLİŞKİDE HARAMLAR - HELÂLLER

  • CİN,VE CİNLER

  • CİN VE ŞEYTAN

  • CİN İLE EVLENMEK CAİZ MİDİR?

  • CİMRİLİK

  • CİMÂ'NIN EDEPLERİ

  • CİMADA İNZAL OLMAMASI

  • CİLBÂB

  • CİHADIN CEŞİTLERİ

  • CİHÂD EMİRİ

  • CİHAD ALLAH İÇİNDİR VE ALLAH YOLUNDADIR

  • CİHÂD

  • CENNET TABAKALARI

  • CENNET NEVİLERİ VE MERTEBELERİ

  • CENNET

  • CENAZENİN TAŞINMASI VE DEFNİ

  • CENAZENİN KEFENLENMESİ

  • CENAZE'NİN YIKANMASI

  • CENAZE VE NAMAZI

  • CENAZE NAMAZI VE TELKİNİNE ÜCRET

  • CENAZE NAMAZI KILDIRILIRKEN İMAM CEMAATE DÖNEREK "...

  • CENAZE NAMAZI

  • CENAZE İÇİN ÇELENK GÖDERİLİR. İSLAM'DA BUNUN YERİ ...

  • CENAZE DEFNEDİLDİKTEN SONRA TELKİN OKUNUR. BUNUN A...

  • CENÂZE

  • CEMÂATLE NAMAZ

  • CEHENNEMDEN AYRI OLARAK KABİRDE EZİYET GÖRMEK DİYE...

  • CEHENNEM

  • CEBEL-İ NÛR (NUR DAĞI)

  • CANLI VE CANSIZ BİR MAHLUKTAN İSTİĞASE EDİP MEDED ...

  • CAMİERİN ESKİMİŞ HALILARINI KULLANMAK

  • CAMİLERDEKİ BİD'ATLAR

  • CAMİİ'DE CENAZE NAMAZINI KILMAK CAİZ MİDİR?

  • CAMİİ ALTIN SUYU İLE SÜSLEYİP, NAKIŞLI TAŞLARLA İN...

  • CAMİİ, MEDRESE VE DERNEK GİBİ TOPLUMA HİZMET EDEN ...

  • CAMİDE YATMAK CAİZ MİDİR?

  • CAMİDE KONUŞUP SOHBET ETMEK CAİZ MİDİR?

  • 29 Ağustos 2010 Pazar

    BÜYÜK GÜNAHLARDAN BAZILARI

    " Allah'a şirk koşmak, içki içmek, kumar oynamak " (el-Bakara, 2/219); haram aylarda harbetmek (el-Bakara, 2/217); bakmakla yükümlü olduğu yetimin malınıkendi malına katarak O'nun rızası olmaksızın yemek (en-Nisa, 4/2; Isra, 17/34); fakirlik korkusuyla kendi çocuğunu öldürmek (Isra, 17/31); insanlar arasında fitne çıkarmak (el Bakara 2/217); faiz yemek (el-Bakara, 2/275); Allah'tan başkasına ibadet etmek (Isra,17/23); ana-babaya isyan etmek (Isra,17/23), akrabaya miras hakkını vermemek (en-Nisa, 4/7, 13; Isra, 17/26); malı gereksiz yere israf etmek (Isra, 17/27); zina yapmak (Isra 17/32; en-Nisa, 4/15-16); haksız yere adam öldürmek (Isra, 17/33); ölçü ve tartıyı tam yapmamak (Isra, 17/35); kibirlenmek (Isra, 17/37); iffetli kadına zina isnat etmek (en-Nisa, 4/23); tesettüre riayet etmemek (en-Nur, 24/31 ); yalan yere yemin; Peygamber'e (s.a.s.) yalan hadis uydurmak (Peygamber'e yalan yere hadis uydurmak, büyük günah olmanın ötesinde, küfür sayılabilir. Çünkü şerîat'ın temel kaynaklarından ikincisi "sünnettir". Sünnete yalan isnat etmek; bazı konularda Islâm'ı temelinden yıkabılir); insanları diliyle çekiştirmek; kaş göz hareketleriyle alay etmek (Hümeze, 104/1 ).

    BÜYÜK GÜNÂHLAR (KEBÂİR)

    Allah'ın emirlerine aykırı davranış, kötü amel, isyan, karşı gelme, suç, kabahatlerin büyükleri. İslâm literatüründe bu tür fiillerin bir kısmı büyük günah, bir kısmı da küçük günah olarak adlandırılır. Bu tabirin geçtiği ayetlerde şöyle denilmektedir: "Eğer size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi ağırlanacağınız bir yere sokarız. " (en-Nisâ, 4/31)
    "Büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınırlar, kızdıkları zaman onlar, affederler." (eş-Şurâ, 42/37)
    "O (muhsin ola)nlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar işleyebilirler... " (en-Necm, 53/32).
    Aynı ifadenin geçtiği Hadislerden bir kısmında ise Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
    Abdullah b. Mes'ud anlatıyor: Rasûlullah'a "Allah indinde en büyük günah nedir?" dedim. "Seni yaratan Allah'a Şirk koşmandır." buyurdu.
    "Bu gerçekten pek büyük, bundan sonra nedir?" dedim. "Seninle beraber yemek yemesinden, tüketici olmasından korkarak evlâdını öldürmendir. " dedi. "Ondan sonra nedir?" dedim. "Ondan sonra komşunun hanımı ile zina etmendir" buyurdu.
    Yine Abdullah b. Mesud'dan değişik bir senetle aynı hadis rivayet edildikten sonra şu ayetin nazil olduğu ilâve edilmiştir.

    BÜYÜ, BÜYÜCÜLÜK

    Buna Arapça'da "sihir" adı da verilir. Bir insanı istenilen şeyi yapmağa sevk eden gizli kuvvet, tabiata aykırı haller vücuda getiren etkiler. Bunları yapanlara "büyücü" denilir. Büyüyü şöyle tarif etmek mümkündür. Herhangi bir çıkar uğruna başkasına zarar vermeye yönelik meşru olmayan yollarla bir takım gizli kuvvetleri yönlendirerek yapılan ve gerçeğe uymayan gözbağcılık, düzenbazlık, oyunculuk şeklindeki işler. Gözbağcılık, düzenbazlık gibi oyunlarla insanları aldatan kişiye büyücü, bu kişilerin yaptığı işe büyü, bu işin meslek haline getirilmesine de büyücülük denir. Büyücülük, İslâm'dan önce Araplar'da, Rumlar'da, Hintliler'de, Mısırlılar'da yaygın idi. Özellikle Hz. Musa zamanında büyücülük itibarlı bir meslek idi. Hz. Süleyman zamanında da yaygındı. Büyünün kendine göre özellikleri ve çeşitleri vardır.

    Kara büyü: Asıl sihir bu olup bazı kimseler, perilerin ve özellikle şeytanların müdahalesiyle, tabiatüstü bir takım fiiller yapabilecekleri iddiasındadırlar.

    Mecaz yoluyla büyü: Anlaşılamaz, akıldan hariç şey demektir.

    Beyaz yahut (tabii) büyü: Zahiren acaip, fakat aslında tabii sebeplerle meydana gelmiş bir takım fiiller yapmak sanatıdır. Hokkabaz kuleleri gibi.

    BURÇ VE FAL

    Burç, gökyüzündeki özel yıldız kümelerinin herbirine verilen addır ve bilinen oniki burç vardır. Bunların, astronomik konumları itibariyle, meselâ Güneş gibi Dünya ile çeşitli etkileşimleri olabilir. Ancak gelecekle ve gaypla ilgili bilgilerin onlardan alınması mümkün değildir. Çünkü "gaybı sadece Allah (c.c.) bilir" (157 En'âm (5) 59) Fal ise, Kur'ân-ı Kerim'in ifadesiyle "şeytanın işlerinden bir pisliktir" (158 Mâide (5) 90) Bu yolla da gaybî bilgiler elde edilemez. Dikkat edilirse "Burç" ve "Yıldız Falı" gibi şeytanlıklarla insanları meşgul eden gazete ve dergiler, aslında "gayb"a hiç inanmayan insanların elindedir. Öyleyse inananlar, onların bu hurâfelere niçin bu kadar önem verdikleri konusunu iyi düşünmelidirler. Görülecektir ki, bu şeytanlıkların iki önemli hedefi vardır: Umudundan başka birşeyi olmayan fukaranın o umudunu bile sömürüp kasalarını şişirmek, inanmayı asılsıza çıkararak inançları sarsmak.

    BÜLÛĞ, BÜLÛĞA ERME

    Yetişmek, ulaşmak, ulaştırmak, kararlaştırılan bir iş, yer ve zamanın nihayetine ermek. İnsan hayatının devrelerinden olan çocukluk çağının sona erip, olgunluk (erginlik) çağının başladığı nokta. Yaş ile ilgili olarak bülûğ çağına erme ifadesi Kur'an'da bir çok yerde geçmektedir.

    İnsanın dünya hayatı merhalelerinden bahseden bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur "..Dilediğimizi belirtilmiş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz, sonra sizi bir bebek olarak çıkarıyoruz. Sonra gücünüze ermeniz için (sizi büyütüyoruz). içinizden kimi (çocukken) öldürülüyor, kimi de ömrün en kötü çağına (ihtiyarlığa) itiliyor ki bilirken birşey bilmez hale gelsin... " (el-Hâc, 22/5).

    Ayette bildirildiği gibi, insan tabii ecelin daha evvel gelmemesi halinde çocukluk, olgunluk ve ihtiyarlık çağlarını geçirir. Yine Kur'an, henüz ergenlik çağına gelmemiş çocukların soyunma ve yatma vakti olan üç vakitte yatak odalarına izinsiz girmemelerini (en-Nûr, 24/58), bildirerek çocukluk çağından bahseder. (Bülûğ çağı için bk. Kur'an, 6/152,12/22,18/82, 28/14, 37/102, 40/67, 46/15)

    İnsanın bir emir veya yasakla sorumlu tutulabilmesi için, öncelikle akıllı ve çocukluk devresinden kurtulup bâliğ olması şarttır. İslâm'da "ef'âl-i mükellefîn*, sorumluluk durumunda olan kimselerin yapmaları veya yapmamaları gereken bir takım emir ve yasaklar vardır. Bunlar; farz, vacip, sünnet, müstehab helâl, mübah, mekruh, haramdır. Müslümanlar da bunlardan bir kısmını yapmakla,bir kısmını da yapmamakla yükümlüdürler. Bu yükümlülükler, büluğ çağı dediğimiz yaşa gelince başlar. Bu nedenle İslâm'ın bülûğ çağı ile çok yakından ilgisi vardır. Bülûğ çağının başlangıcı, kızlarda dokuz: erkek çocuklarda oniki yaşın bitimidir. Son sınırı ise soğuk iklimlerde veya anormal hallerde erkeklerde onsekiz; kızlarda da onyedi yaştır. Artık erkek onsekiz, kız da onyedi yaşına gelince bülûğa ermiş sayılırlar. Ancak kız veya erkek, bülûğa erme sınırının son yaşlarına gelmeden, uykuda veya uyanıkken ihtilam olurlar, menileri gelir veya kadın ve erkek evlenmeleri halinde biri hamile kalmaya, diğeri de hamile bırakmaya müsait duruma gelirlerse, artık bülûğa ermiş sayılırlar. (Mecelle, mad. 985) Yukarıda saydığımız bülûğa erme sıfatları genellikle kızlarda dokuz, erkeklerde oniki yaşlarında meydana gelir. İklimin sıcak olduğu bölgelerde yetişme daha erken olacağından, bu özellikler daha erken yaşlarda da görülebilir. Bu özelliklerin görüldüğü andan itibaren de İslâmî sorumluluklar başlar. Bu yaşa gelmeyenlere İslâmî sorumluluk yüklenmemiştir. (Tecrid-i Sarîh, I, 80). İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre, gerek erkek, ve gerek kızlar için bülûğ yaşının son sınırı onbeş yaştır. (Mecelle, mad. 987) Hanefî mezhebinde fetva da buna göre verilmiştir. Şâfiî ve Hanbelî mezhebinde bülûğ yaşının son sınırı onbeş, Mâlikî mezhebinde onsekiz yaş olarak belirlenmiştir.

    Bazı insanlarda erkek ve kadın tenasül uzuvları aynı nisbette vardır. Bunlara "hünsa-i müşkil" denir. Bunlarda bülûğ yaşının son sınırı onbeş yaştır. Bülûğ yaşının son sınırına gelmeden evvel kız ve erkekte meydana gelen ihtilam olma, meni gelme ve hayız olma halleri, bülûğa ermenin alâmetleridir. Bülûğ çağına eren kız ve erkek gusül, abdest, namaz, oruç, malî imkânlar müsait ise hac* ve zekât*, erkekler için cuma* ve bayram namazları* gibi vecibeleri, kendi malında tasarruf hakkı ve diğer dinî sorumlulukları yerine getirmek zorundadırlar. Bu yaşa gelen çocuklar, ebeveynlerinin ve büyük kardeşlerinin soyunma odalarına giremezler, ayn cinsten kardeşler bir yatakta yatamazlar, ayrı cinsten nikâhlanmaları yasak olmayan kimselerle yalnız başlarına kalamazlar. Hz. Peygamber (s.a.s.):

    "Çocuklarınız yedi yaşına gelince onlara namazı emrediniz; on yaşına geldikleri halde kılmazlarsa -incitmeyecek şekilde- dövünüz." (Ebû Davûd, Salât; 26) buyurmuştur. Bülûğ yaşının başlangıcına geldiği halde henüz bâliğ olmayan şahsa hakikaten veya hükmen bâliğ oluncaya kadar erkek ise "mürahik* ", kız ise "mürahika" denir. (Mecelle, mad. 986).

    BÜLBÜL VE KANARYA GİBİ KUŞLARA KARŞI HEVESİM VARDIR. ONLAR İÇİN KAFES ALIP BESLİYORUM. BU HUSUSTA DİNİ BİR SAKINCA VAR MIDIR?

    Bülbül ve kanarya gibi kuşlarla oynayıp onlarla vakit geçirmek doğru değildir. İnsan Allah'ın halifesi olduğundan kendisine düşen büyük vazifeler vardır. Lüzumsuz şeylerle uğraşmamak lazımdır. Bununla beraber böyle kuşları evde bulundurup kafeste hapsetmek haram değildir. Haram olduğuna dair hiç bir şey varid olmamıştır.

    Onları kafeste tutmak haramdır, denilmez. Çünkü hayvan için ahır ne ise kuş için kafes öyledir. Yani hayvanları ahırda hapsetmek caiz olduğu gibi kuşları da kafeste hapsetmek caizdir. Peygamber (sav)'imiz hizmetinde bulunan Enes bin Malık'in annesinin evine arasıra giderdi. Küçük çoğunun bir kuşu vardı. Peygamber (sav) kuşu ne yaptı diye latife edip çocuğa soradı. Şayet kuşu hapsetmek caiz olmasaydı, Peygamber (sav) mutlaka onu yasakalayacaktı (el-Fetava al-Kübra).