1 Haziran 2010 Salı

RECİ' OLAYI

On kişilik bir müslüman öğretici grubunun müşrikler tarafından hile ile pusuya düşürülerek şehit edildikleri olay.

Hicrî 4/Milâdî 626 yılında gerçekleşen ve başta Hz. Muhammed (s.a.s) olmak üzere bütün müslümanları üzüntüye sevkeden bu olayın cereyan tarzı, kaynaklarda şöyle anlatılır:

Medine civarında yerleşik Adal ve Karra adlarında iki kabile vardı. Bu kabilelerin ileri gelenleri, Hz. Peygamber (s.a.s)'e müracaat ederek müslüman olmak istediklerini, kendilerine Kur'an-ı Kerim'i ve İslâm dinini öğretecek muallim ve mürşidler göndermesini istediler. Resulullah (s.a.s), İslâm'ın yayılması için hiç bir fedâkârlıktan kaçınmadığının bir göstergesi olarak, öğretmen isteyen kabilelere, Asım b. Sâbit başkanlığında on kişi gönderdi. Bu on kişi, başlarına gelecek şeylerden habersiz olarak İslâm'ı öğretme heyecanı ile yola çıkmışlardı. Sözü edilen heyet Mekke ile Usfan arasında Hüzeyl kabilesine ait "Reci" adı verilen yere ulaştıklarında, birdenbire, yüz'ü okçu olmak üzere ikiyüz kişilik bir çetenin hücumuna uğramışlar ve henüz ne olduğunu anlayamadan kendilerini savunmak amacıyla bir dağa iltica etmişlerdi. Gerçekten de, mürşid ve muallim isteyenlerle Hüzeyl kabilesi gizlice anlaşmış ve yakalayacakları müslümanları Mekkeli müşriklere para karşılığında satma konusunda aralarında karara varmışlardı.

RECEB

Kamerî ayların yedincisi; İslamî takvimin aylarından biri Muharrem ile başlayan ve Zilhicce ile sona eren Kamerî takvim aylarının yedincisi olan Receb, aynı zamanda "üç aylar"ın ilkidir.

"Receb" kelimesi; herhangi bir şeyden korkmak, utanmak veya bir kimseyi heybetinden dolayı ululamak ve tazim etmek manalarına gelir (M.Z. Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1983, III, 18-19).

Cahiliye devrinde Araplar, putları için bu ayda kurban keserlerdi. Araplar arasında mukaddes bilinen Receb ayı, haram aylardan (eşhur-i hurum) biridir. Diğer üç haram ay ise, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem idi. Receb ayı, birbirini takip eden aylardan hemen sonra gelmediği ve yedinci sırada olduğu için "Recebül-ferd" adı da verilmiştir.

REBİU'L EVVEL

Kamerî ayların üçüncüsü; Ay'ın hareketleri esas alınarak oluşturulan İslamî takvimin aylarından biri.

Bu ay, adını, Arapça "bahar" demek olan "rebi" kelimesinden almıştır. Araplar "Rebiu'ş-Şuhür" ve "Rebiul-Ezmine" şeklinde iki baharlı bir zaman anlayışına sahiptiler. Rebiu'ş-Şuhür, Safer ayını takip eden iki aydır. Rebiul-Ezmine ise, bahar ve güz mevsimlerini ifade etmektedir. Çiçeklerin açtığı zamana Rebiul-Evvel, meyvelerin olgunlaştığı zamana da Rebiu's-Sani denilmekteydi. Araplar, ilk başlangıçta seneyi dört mevsime ayırmış, ilk mevsimi Sayf (yaz) kabul etmişler ve ilk bahara tekabül eden dördüncü mevsime de Rebi' demişlerdi. Ancak, kamerî aylar, senede güneş takvimine on küsûr günlük bir fark yaptıkları için bu aylar, bazan yaza bazan da kışa denk gelerek seneyi otuz üç yıl gibi bir zaman zarfında deveran etmektedirler. Rebiul-Ahir ayı, eski belgelerde "R" şeklinde kısaltılarak gösterilmektedir.

REBİU'L-AHİR

Ay'ın hareketleri esas alınarak oluşturulmuş olan hicrî takvimin dördüncü ay'ı. Rebiu's-Sânî olarak da adlandırılmaktadır. Rebî Arapça (bahar) demektir. Ağaçlar çiçek açtığı zamana rebiul-evvel, meyvaların olgunlaştığı zamana da rebiul-ahir denilmekte idi. Ancak, kamerî aylar yılda on küsür gün fark yaptığı ve Nesi' * (takvim düzeltilmesi) ayetle yasaklandığı için bu ay, her sene aynı mevsime denk gelmez.

Şamil İA

REAYA

Osmanlı idarî ve siyasî sisteminde bir hükümdarın hüküm ve idaresinde bulunup vergi veren halk anlamında kullanılan bir terim.

Reaya kelimesi, sürü, otlatılan hayvan sürüsü; hükümete itaat eden ve vergi veren halk manalarına gelen "raiyyet"in çoğuludur.

İslâm hukukunun ikinci kaynağı olan hadis metinlerinin en az on tanesinde yer alan kelime günümüzde daha çok "Hepiniz çobansınız ve emriniz altındakilerden sorumlusunuz. Devlet başkanı çobandır ve yönettiklerinden sorumludur..." (Buhari, Cuma, Hadis no: 487) hadisindeki ifadesiyle tanınmıştır.

RE'SÜ'L-MÂL

Sermaye, kapital, ana para. Re's tek başına kullanılınca; baş, hayvanın ön kısmı, her şeyin yukarısı, baş tarafı, zirve, akıl ve coğrafya terimi olarak, burun anlamlarına gelir. Kendisine eklenen kelimeye göre anlam kazanır. "Re'sül-kavm" kavmin reisi ; "re'sü'ş-şehr" ay başı; "re'sü's-sene" yıl başı; "re'sü mâlî" kapitalist; "re'sü mâliyye" kapitalizm gibi. Re's'in çoğulu "ruüs"tür.

Mal; insan tabiatının meylettiği ve ihtiyaç için elde biriktirdiği şeylerdir. Bu terim Arapçada önceleri altın ve gümüş için kullanılırken kapsamı genişlemiş; nakit para, menkul ve gayri menkul mallardan maddi değeri olan herşeyi şümûlüne almıştır. Çoğulu "emvâl"dir (İbn Manzûr, Lisânül-Arab, Beyrut 1374/1955, XI, 636; İbnül-Hümâm, Fethu'l-Kadîr, Mısır 1316/1898, V, 252 vd.).

er-RÂZÎ

Fahruddîn Muhammed İbn Ziyâuddîn Ömer ibn el-Hüseyn el-Kureşî er-Râzî, Fahreddin Râzî adıyla meşhur fıkıh, kelâm, felsefe, tabii bilimler ve tefsir âlimi. 543/1149 yılında Rey şehrinde dünyaya geldi. Babası o zamanda Rey'in hatibi olduğu için İbn Hatîbi'r-Rey diye de bilinir. Kaynaklarda Hz. Ebû Bekr zürriyyetinden geldiği kaydedilmektedir. Bu sebeple nisbeleri arasında bir de "el-Bekrî el-Kureşî" nisbesi vardır.

Âlim bir babanın oğlu olarak ilk bilgilerini babasından almış, daha sonra ilim öğrenmek üzere muhtelif şehirlere seyahat etmiştir. Gerek tahsili devresinde gerekse yetiştikten sonra Harezm, Buhara, Serahs, Semerkand, Hocent, Gazne gibi şehirlerde dolaşmış, sonunda Herat'ta karar kılarak oraya yerleşmişti.

RAVZA-İ MUTAHHARA

Ravza, bahçe ve cennet anlamlarına gelir. Ravza-i Mutahhara geniş anlamıyla, âlemlerin Efendisi Hz. Muhammed (s.a.s)'in medfün bulunduğu yer ve Mescid-i Nebi demek ise de, özel manasıyla Mescid-i Nebi'nin içinde Hz. Peygamber (s.a.s)'in kabr-i saadetleriyle minber-i şerif arasında kalan kısım demektir. Bu yer 10 m. genişliğinde ve 20 m. uzunluğunda 200 m2 lik bir sahadır. Bu alanın fazileti ile ilgili olarak Allah Resulu şöyle buyurur: "Evimle minberim arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir" (Tecrid-i Sarih Tercümesi, IV, 268).

Medine'de bulunan Mescid-i Nebi'nin fazileti hakkında Allah elçisi şöyle buyurur: "Fazla sevap umarak, içinde namaz ve ibadet için şu üç mescid dışında hiç bir mescid için yolculuk yapmak uygun olmaz: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebî ve Mescid-i Aksâ" (Tecrid, IV,199); Benim şu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram dışında, diğer mescidlerde kılınan bin namazdan (sevap yönüyle) daha hayırlıdır" (Tecrid, IV, 249). Zikredilen faziletleri bünyesinde bulunduran mescidde, Hz. Muhammed (s.a.s)'in medfûn bulunduğu "Hücre-i Saadet", Kâbe dahil yeryüzünün her noktasından, göklerden ve arştan daha üstün ve şerefli kabul edilmiştir (Tecrid, IV 258).

RAVİ

Su tulumu, arkasında su taşıdıkları vâsıta, modern tabir ile arroröz; daima hadis ve şiir rivayet eden kimse; Rivâyetten ism-i fâildir. Hz. Peygamber'in söz, fiil, takrir, ahlak ve şemailine dair bilgi nakleden kimse. Mutlak olarak nakleden, hikaye eden anlamına gelen "ravi", hadis usulündeki tarifine göre, hadisi senedi ile usulüne uygun olarak nakleden kimse demektir. Ravinin rivayet ettiği nesne de mervî, yani kelime anlamıyla su veya söz ve şiirdir. Mervî, Resul-u Ekrem (s.a.s)'e nisbet olunan her şey olabileceği gibi Sahâbe, Tabiun ve başkalarına nisbet olunan şeyler de olabilir.

RAUF

Esmâül-Hüsna -Esma-ı İlahiyeden birisi.

Raûf kelimesi Arapçada "re'fet"ten türemiştir. Re'fet; şefkat ve merhamet göstermek, esirgemek, kalbi bir şeye dayanmamak anlamlarına gelir. Raûf, feûl kalıbında aşırılık (mübalağa) ifade eden bir sıfat olup, çok esirgeyen, çok şefkat ve merhamet gösteren anlamlarını ifade eder. Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Allah'ın kendisi için kullandığı bir sıfat ve güzel isimlerdendir. "Sizin ağırlıklarınızı da yüklenirler ve ancak nefis zahmetiyle ulaşabileceğiniz bir beldeye de taşırlar. Muhakkak ki Rabbiniz Raûf'dur, Rahim'dir" (en-Nahl, 16/7); "Yahut da kendilerini ağır ağır yakalayıp helak etmesinden emin mi oldular? Gerçekten Rabbiniz Raûf'tur, Rahim'dir (Çok şefkatli, çok merhametlidir)" (en-Nahl, 16/47).