KAMERİ AYLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KAMERİ AYLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2010 Perşembe

ZÜLKA'DE

Kamerî ayların on birincisi. Câhiliye devri Arapları tarafından hurmaların olgunlaşması ve mahsulün toplanması mânâsında kullanılmaktaydı.

Bilindiği gibi hicret, Rebiülevvel ayında cereyan etmişse de Arapların İslâm'dan önce bildikleri bu ayların benimsenmesinde hikmet görüldüğünden senenin ilk yılı olarak "Muharrem" kabul edilmiştir. Diğer taraftan Zülka'de, "Eşhürü'l-Hurum (Saygılı, hürmetli aylar)'un da birincisidir. Bu aylar üçü peş peşe biri ayrı olmak üzere dört tanedir: 1- Zülka'de, 2-Zülhicce, 3- Muharrem, 4- Receb.

Hz. İbrahim (a.s) ve İsmail (a.s) devrinden beri bu dört ay hürmetli aylar olarak anıla- gelmiştir. Bu aylar her türlü kötülüğün, saldırının, zulmün, kıtâlin yasaklandığı aylardır. Nitekim Bakara sûresinin 217. âyetinde hürmetli ayda savaşın büyük bir suç olduğu; Allah yolundan, hak dinden engellemenin, Allah'a küfr ile Mescid-i Haram'ın halkım, aynı zamanda Muhammed ashabını oradan çıkarmanın çok büyük bir günah olduğu belirtilmiştir.

ZÜLHİCCE

Ayların on ikincisi ve hürmetli aylar (eşhürü'l-hurum)'ın ikincisi.

Kaynaklardan anlaşıldığına göre içinde Kurban bayramının da bulunduğu Zülhicce ayı, mübarek ayların en mühimleri arasında yer almaktadır. Ashabtan ibn Abbas (r.a), Peygamber (s.a.s)'den bu ayla ilgili şu hadisi nakletmektedir: Peygamber (s.a.s); "Zülhicce'nin ilk on gününde yapılan ibadetler diğer aylarda yapılan iyi amellerden, Allah nezdinde daha makbuldür" buyurunca orada bulunanlar; "Ya Rasûlüllah! Allah yolunda yapılan cihad da Zülhicce'de yapılan ibadetten daha sevgili midir?" dediler. Peygamber (s.a.s) "Evet, cihad da. Yalnız, malını, canını tehlikeye koyarak cihada çıkıp da dönmeyen (şehid olan) kimsenin cihadı bundan daha efdaldir" buyurdu (Tecrid, III, 188).

Zilhicce'nin sekizinci gününe "terviye günü" dokuzuncusuna "Arefe günü"; Kurban bayramı gününe (onuncu güne) "nahr günü", ondan sonraki üç güne de "teşrik günleri" denilmiştir.

"Arefe günü" burada, Kurban bayramından bir önceki gün anlamında değil, Arafat'ta vakfe gününü simgeleyen şer'î bir isimdir.

9 Haziran 2010 Çarşamba

ŞEVVÂL

Kamerî ayların onuncusu.

Ayın hareketleri esas alındığı için bu aylara "Kamerî aylar" denir. Kamer ayların ilki muharrem, sonuncusu da zilhiccedir. Araplar arasında bu ayın eski adı vagıl idi. Şevval, ramazan ile zilkade ayları arasında yer alır. Şevval ismi, Arapça "şevele" kelimesinden gelir.

Bu aya şevval denilmesinin sebepleri arasında, dişi develerin bu ayda kızgınlıklarının artması veya gebeliğe alâmet olmak üzere kuyruklarını yukarıya kaldırmaları gösterilmektedir. Ancak şevval ayını, diğer Arabî aylardan ayıran en önemli hususiyet, ramazan bayramının bu ayın ilk üç gününde oluşudur. İslâm'da ilk ramazan bayramı, hicretin ikinci yılında şevval ayında gerçekleşmiştir (M. Z. Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1983, 111, 346).

ŞABAN

Kamerî ayların sekizincisi.

Ayın hareketlerine göre hesaplanan Arabî ayların ilki Muharrem, sonuncusu da Zilhiccedir. Şaban, Receb ile Ramazan ayları arasında yer alır. Şaban ayının Araplar arasındaki eski adı Azil idi.

Araplar, Şaban ayına "şehrullâh-i muazzam", "şehru'l-kerâme" ve "şehru'l-kasîr" de derler. Böyle demelerinin sebebi, bu ayda bostanlara çıkıp, beraberlerinde götürdükleri yemek ve diğer şeyler pişinceye kadar gezip eğlenmeyi âdet edinmeleriydi. Medineliler, bu ayın on beşinci gecesine "leyletü'l-helva" (helva gecesi) derler. Araplar, o gece evlerinde, durumlarına göre tatlılar pişirip yerler ve yedirirlerdi. Eskiden bizim toplumumuzda da, hemen her kandil gecesi bir helva gecesiydi. Fakir-zengin akrabaya, komşuya helva dağıtmak âdetti. Ülkemizin bazı yörelerinde bu âdetin günümüzde de devam ettiği görülmektedir.

1 Haziran 2010 Salı

RECEB

Kamerî ayların yedincisi; İslamî takvimin aylarından biri Muharrem ile başlayan ve Zilhicce ile sona eren Kamerî takvim aylarının yedincisi olan Receb, aynı zamanda "üç aylar"ın ilkidir.

"Receb" kelimesi; herhangi bir şeyden korkmak, utanmak veya bir kimseyi heybetinden dolayı ululamak ve tazim etmek manalarına gelir (M.Z. Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1983, III, 18-19).

Cahiliye devrinde Araplar, putları için bu ayda kurban keserlerdi. Araplar arasında mukaddes bilinen Receb ayı, haram aylardan (eşhur-i hurum) biridir. Diğer üç haram ay ise, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem idi. Receb ayı, birbirini takip eden aylardan hemen sonra gelmediği ve yedinci sırada olduğu için "Recebül-ferd" adı da verilmiştir.

REBİU'L EVVEL

Kamerî ayların üçüncüsü; Ay'ın hareketleri esas alınarak oluşturulan İslamî takvimin aylarından biri.

Bu ay, adını, Arapça "bahar" demek olan "rebi" kelimesinden almıştır. Araplar "Rebiu'ş-Şuhür" ve "Rebiul-Ezmine" şeklinde iki baharlı bir zaman anlayışına sahiptiler. Rebiu'ş-Şuhür, Safer ayını takip eden iki aydır. Rebiul-Ezmine ise, bahar ve güz mevsimlerini ifade etmektedir. Çiçeklerin açtığı zamana Rebiul-Evvel, meyvelerin olgunlaştığı zamana da Rebiu's-Sani denilmekteydi. Araplar, ilk başlangıçta seneyi dört mevsime ayırmış, ilk mevsimi Sayf (yaz) kabul etmişler ve ilk bahara tekabül eden dördüncü mevsime de Rebi' demişlerdi. Ancak, kamerî aylar, senede güneş takvimine on küsûr günlük bir fark yaptıkları için bu aylar, bazan yaza bazan da kışa denk gelerek seneyi otuz üç yıl gibi bir zaman zarfında deveran etmektedirler. Rebiul-Ahir ayı, eski belgelerde "R" şeklinde kısaltılarak gösterilmektedir.

REBİU'L-AHİR

Ay'ın hareketleri esas alınarak oluşturulmuş olan hicrî takvimin dördüncü ay'ı. Rebiu's-Sânî olarak da adlandırılmaktadır. Rebî Arapça (bahar) demektir. Ağaçlar çiçek açtığı zamana rebiul-evvel, meyvaların olgunlaştığı zamana da rebiul-ahir denilmekte idi. Ancak, kamerî aylar yılda on küsür gün fark yaptığı ve Nesi' * (takvim düzeltilmesi) ayetle yasaklandığı için bu ay, her sene aynı mevsime denk gelmez.

Şamil İA

23 Mayıs 2010 Pazar

MUHARREM

Hicri-Kameri yılın ilk ayı.

Hicri tarih, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Mekke'den Medine'ye hicretiyle başlar. Ancak takvim başlangıcı olarak bu tarih, Hz. Ömer devrinde kabul olunmuştur. Ondan önce arapların belli bir tarihi yoktu. Bazı önemli hadiseleri (Hz. İbrahim'in ateşe atılışı, Fil vakası vb.) tarihe başlangıç olarak gösteriyorlardı.

Hicretten on altı yıl sonra (638), dönemin halifesi Hz. Ömer'in emriyle Medine'de bir meclis toplanarak, tarih meselesine bir çözüm bulunması istendi. Hz. Ali'nin teklifi ve mecliste bulunanların kabulü ile Hz. Muhammed (a.s)'in hicreti, İslâm tarihine başlangıcı ve Muharremin de bu yılın ilk ayı olması kararlaştırıldı. Böyle bir uygulamanın konulmasına sebep olarak şu iki husus gösterilmektedir. Hz. Ömer devrinde ibraz edilen bir borç senedinde ödeme için vâde tarihi olarak gösterilen Şaban ayının, geçen yılın mı yoksa gelecek yılın mı olduğu kestirilememişti. Ayrıca aynı dönemde Basra valisi olan Ebu Musa el-Eş'arî'den gelen bir yazıda; Hilâfet makamından gönderilen kâğıtların hangisi önce hangisi sonra olduğu ve hangisinin hükmüyle hareket edilmesi gerektiğinin bilinmediği cihetle, bu sorunun acilen halledilmesi isteniyordu. Bu nedenlerle Hicret İslam tarihine başlangıç teşkil etmişti.

Hicrî-Kamerî yıl, on iki aydır. İlk ayı olan Muharrem ile birlikte Receb, Zilkade ve Zilhicceye Araplar "eşhur'i hurum" adı verir ve bu aylarda savaştan ve anarşiden uzak dururlardı.