BATIL FIRKALAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BATIL FIRKALAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2010 Çarşamba

YEZİDİYYE

Şeyh Adiy bin Musafir bin İsmail bin Musa bin Mervan bin el-Hasan bin Mervan'a (ö.1160 ya da 1162 Laleş, Musul) dayandırılan İslâm dışı inanç akımı. Akım üyeleri halk arasında şeytana tapanlar (şeytanperest, abade-i iblis) ve çerağ söndürenler olarak adlandırılır. İnanç sistemleri eski İran inanışlarının etkisiyle oluşmuştur.

Yezidilik'in ortaya çıkışı ve adlandırılışı konusunda mezhepler tarihine ilişkin eserlerde değişik görüşler öne sürülür. Bir görüş, Yezidî adlandırmasının Haricilik'in İbâdîlik kolundan ayrıldığı söylenen Yezid bin Ebi Üneys'ten geldiğini ve bu nedenle topluluğa Yezîdi denildiğini savunur. Diğer bir görüşe göre Yezidî adı, eski İran inançlarındaki iyilik tanrısı İzd ya da Yezdan kelimesinden gelmektedir. Yezidîlik de İran ve Asur inanç öğelerinin karışmasından ortaya çıkmıştır. Çağdaş araştırmalar bu görüşleri doğrulamamakta, Yezidîlik'i doğrudan Şeyh Adiy ile ilişkilendirmektedir.

14 Haziran 2010 Pazartesi

VEHHABİLİK

eş-Şeyhu'n-Necdî lakabıyla bilinen Muhammed bin Abdülvehhab'ın (d. 1703 Uyeyne - ö.1787 Deriye, Riyad) düşünceleri çevresinde oluşan dinî, siyasî hareket. Harekete Vehhabilik adı karşıtlarınca yakıştırıldı. Hareket içinde yer alanlar, kendilerine Muvahhidun (tevhidciler) derler ve Hanbelî mezhebini İbn Teymiye yorumuna uygun biçimde sürdürdüklerini söylerler. Vehhabilik bir inanç hareketi olarak başlamakla birlikte, kısa zamanda siyasî bir nitelik kazandı. Arap yarımadasında etkinlik kurarak devlet durumuna geldi. Günümüzde, Suudi Arabistan'ın resmî mezhebi durumundadır.

Muhammed İbn Abdülvehhab'ın düşünceleri, Deriye Emiri olan Muhammed bin Suud ile tanışmasıyla (1744) siyasi bir hareket niteliği kazandı. İbn Abdülvehhab, Deriye'de düşüncelerini Emir Muhammed'in gücü ile yayarken, Emir Muhammed bu düşüncelerle Arabistan'a hakim olma imkânını kazanıyordu. Çünkü İbn Abdülvehhab, insanların şirk içinde bulunduğunu, bunların mal ve canlarının kendisine inanan kişilere helal olduğunu söylüyor, Emir Muhammed bu fetvanın getirdiği ganimet olgusuyla yandaşlarını çoğaltıyor, gücünü artırıyordu. İbn Abdülvehhab'ın ölümünden sonra hareketin siyasî niteliği daha da ağırlık kazandı. Muhammed bin Suud döneminde başlayan toprak kazanma faaliyetleri, ölümünden (1766) sonra oğlu Abdülaziz zamanında da sürdürüldû.19. yüzyılın başlarına gelindiğinde (1811) Vehhabilik adına hareket eden Suud Emirliği Haleb'ten Hind Okyanusuna, Basra Körfezi ve Irak sınırından Kızıl Deniz'e kadar yayılmış bulunuyordu.

12 Haziran 2010 Cumartesi

TİCANİYE-TİCANÎLİK

H. 1200 M. 1785 yıllarında Afrika'nın kuzey batısında ortaya çıkan bir tarîkat. Kurucusu; Ebu'l-Abbas Ahmed b. Muhammed el-Ticanî'dir. Kurucusuna nisbetle bu adı almıştır.

Tarikatın kurucusu, tarîkatının esaslarını bizzat Hz. Peygamberden rüyada değil uyanıkken aldığını söyler.

Tarîkat mensuplarına "ahpab" denilir. Bunların kendi tarîkatlarından çıkıp başka bir tarîkata girmeleri kesinlikle yasaktır. Virdleri, sabah namazından kuşluk vaktine ve ikindi namazından yatsı namazına kadar olan vakitte yapılır. Bu vakitlerde yapılamayan virdler başka bir zamanda telafi edilir.

Büyük, küçük, kadın erkek, asî, itaatkâr herkes tarîkata girebilir.

9 Haziran 2010 Çarşamba

ŞÎA

Hz. Peygamber'in vefatından sonra İmametin Hz. Ali ve evlatlarına ait bir hak olup nass ve tayinle gerçekleşeceğini iddia eden birbirlerinden farklı mezheplerin müşterek adı.

Şîa kelimesi Arapcada şe-ye-a kökünden fırka, bölük, taraftar, yardımcı, bir kimseye uyan ve yardımcı olan manalarına gelen bir kelimedir. Kur'ân-ı Kerîm'de değişik yerlerde geçen bu kelime (bk. el-En'am, 6/65, 159; el-Hicr, 15/10; Meryem, 19/69; el-Kasas, 28/4, 15; er-Rûm, 30/32; Sebe, 34/54; el-Kamer,54/-51; es-Saffât, 37/83) Arapçada daha çok taraftar anlamında kullanılmıştır. Genel olarak halife Osman b. Affan'ın öldürülmesinden sonra meydana gelen olaylarda Ali b. Ebi Talib tarafını tutan, onunla birlikte düşmanlarına karşı savaşan ve mücadele edenlere Ali b. Ebi Talib'in taraftarları (Şatu Ali b. Ebi Talib) denildiği görülmektedir (eş-Şehristan, el-Milel ve'nNihal, I, 146). Şîa kelimesinin bu manada kullanılışı genel olarak Hz. Hüseyin'in 10 Muharrem 61/10 Ekim 681 tarihinde Kerbelâ'da şehid edilişinden sonraya kadar devam etmiştir. Kerbelâ hadisesinden bir süre sonra Şîa kelimesi bir terim olarak Emevilere karşı Hz. Hüseyin'in intikamını almak, Hz. Ali ve soyunun haklarını aramak, onun nesline yardım etmek için bir araya gelenleri ve onlara taraftar olanları ifâde etmeye başlamıştır.

30 Mayıs 2010 Pazar

RAFİZİLİK

İslâm mezhebleri tarihinde ele alınan fırkaların biri. Rafizilik birden fazla isimle tanınmaktadır. Bunların başında da Şia ve kolları gelmektedir. Mesela, Şia'nın en yaygın kolu olan İmamiyye fırkası, inançlarının temeline "imam" anlayışını koymaları yönüyle İmamiyye adıyla tanınırken: On iki İmama inanmaları ve onları esas almaları yönüyle İsnâ Aşeriyye; On iki imamdan yedincisi olan Cafer-i Sadık'ı amelde ve itikatta esas almalarından dolayı da Caferiyye olarak bilinmektedirler. Rafizilik Fırkası da bunun örneklerinden birisidir. Bu fırkaya bu ismin verilmesi ve böyle bir fırkanın varlığı konusunda bazı farklı görüşlere rastlanmaktadır.

Rafizilik ismi, bazı müelliflere göre Şiiler için kullanılan isimlerden birisidir. Ebû Hasan el-Eşarî'ye göre, Rafizilik, İmamiyye'nin başka bir adıdır. Zira O, Rafiziliği Zeydiler ve Gulat fırkalarıyla birlikte Şia'nın üç fırkasından birisi olarak göstermektedir. el-Eşarî bu ismin verilmesine sebep olarak da, Zeyd b. Ali'nin terk edilmesi olayını göstermektedir (Eşari, Mukalatül-İslamiyyin, İstanbul 1928, s. 10, 29).

NUSAYRİLİK

Çoğunluğu Suriye'de yaşayan aşırı bir Şiî-Batinî fırkası. Bunlara günümüzde Numeyrîler ismi de verilmektedir. Nusayrî isminin ise geçmişte kalan bir isim olduğunu ve fırka kurucusuna nisbeten bu ismin verildiğini ileri sürerler. Fırkanın ismini, kurucusu olan Muhammed b. Nusayr en-Nemiri'ye (270/883) nisbeten aldığı bilinmektedir. Zaten itikadi fırkaların hemen hemen bir çoğunun kurucularına nisbeten tanındıkları ve buna uygun isim aldıkları bilinen ve sık rastlanan bir durumdur.

Batinî karakterli fırkalarda ortak olarak görülen husus, bunların genel olarak çift hayatları olmasıdır. Yani birisi, kendi içlerinde ve çevrelerinde yaşadıkları ve yaşattıkları hayat seyri, diğeri de toplum içinde yaşamaları itibariyle toplumsal hayatlarıdır. İşte Nusayrilik de genel anlamda bu özellikleri taşımakla birlikte, batınî fırkalar arasında, önemli eserlerinden bir kısmı elde edilebilmiş ve dolayısıyla görüşlerine vakıf olunabilmiş fırkalardan birisi olma özelliğini taşımaktadır.

25 Mayıs 2010 Salı

MU'TEZİLE MEZHEBİ

İslâm'da ilk zuhur eden ve akideleri aklın ışığında izah edip temellendirmeye çalışan büyük kelam ekolünün adı. Lügatta, "uzaklaşmak, ayrılmak, bırakıp bir tarafa çekilmek" gibi anlamlara gelen "i'tizal" kelimesinin ism-i fail siğasından meydana gelen çoğul bir isimdir. Müfredi, "mu'tezilî"dir. Kelime, hemen hemen aynı anlamlarda Kur'ân-ı Kerim'de de geçmektedir: "Eğer bana iman etmezseniz benden ayrılın, çekilin" (ed-Duhân, 44/21); "Ben sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan ayrıldım" (Meryem, 19/48; ayrıca bk. el-Kehf 18/16, en-Nisâ, 4/90).

Mu'tezile'ye bu ismin hangi sebeple verildiği hususunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür:

Bu konuda en yaygın kanaat, devrin en büyük alimi sayılan Hasan el-Basrî (öl. 110/728) ile Mu'tezile'nin kurucusu Vâsıl b. Ata (öl. 131/748) arasında geçen şu olaya dayanmaktadır. Hasan el-Basrî'nin, Basra camiinde ders verdiği bir sırada bir adam gelir ve büyük günah işleyenin bazıları tarafından kâfir olarak vasıflandırıldığını, günahın imana zarar vermeyeceğini iddia eden bazıları tarafından ise tekfir edilmeyip mü'min sayıldığını söyler ve bu mesele hakkında kendisinin hangi görüşte olduğunu sorar. Hasan el-Basrî vereceği cevabı zihninde tasarlarken, öğrencilerinden Vâsıl b. Ata ortaya atılır ve büyük günah işleyen kimsenin ne mü'min ne de kâfir olacağını, bilakis bu ikisi arasında bir yerde, yani fasıklık noktasında bulunacağını söyler. Halbuki, Hasan el-Basrî büyük günah işleyenin münafık olduğu kanaatindeydi. İşte bu hadiseden sonra Vâsıl b. Ata, Hasan el-Basrî'nin ilim meclisinden ayrılır (bir rivayete göre de hocası tarafından dersten uzaklaştırılır) ve arkadaşı Amr b. Ubeyd (öl. 144/761) ile birlikte caminin başka bir köşesine çekilerek kendisi yeni bir ilim meclisi oluşturup görüşlerini anlatmaya başlar. Bunun üzerine Hasan el-Basrî, "Vâsıl bizden ayrıldı (Kadi'tezele anna Vâsıl)" der. Böylece Vâsıl'ın önderliğini yaptığı bu gruba mu'tezile adı verilir (Abdulkerim eş-Şehristanî, el-Milel ve'n-Nihal, Beyrut 1975, I/48; Abdulkâhir el-Bağdadî, el-Fark Beyne'l-Fırak, Çev. E. Ruhi Fığlalı, İstanbul 1979, s. 101, 104).

8 Mayıs 2010 Cumartesi

KARMATİLER

Şiî grupların en meşhurlarından biri.

İslâm mezhepleri arasında en çok ihtilafa sebep olan fırkalardan biri

Şüphesiz ki Şia'dır. Bu fırkanın mensupları zamanla kendi aralarında ayrılığa düşmüşler ve değişik şubelere ayrılmışlardır (İA. Çubukçu, Gazzali ve Batınîlik, Ankara 1964, s. 29). Bunlardan biri de İsmailiyye'dir (Bernard Lewis, "İsmâilîler ", İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1977, c. V/2, s. 1120)

İsmâiliye fırkasının bir kolu olan (Hüseyin Atay, Ehl-i Sünnet ve Şia, Ankara 1983, s. 111) ve Ehl-i Beyt sevgisini istismar ederek kurdukları gizli teşkilat sayesinde siyâsi nüfuz elde etmeyi amaçlayan ve neticede Sünnî akideyi ortadan kaldırmayı planlayan Karmatilik hareketi (N. Çağatay-İ.A. Çubukçu, İslâm Mezhepleri Tarihi, Ankara 1965, c. I, s. 65, 68). Kûfe, Bahreyn ve Suriye olmak üzere üç değişik bölgede ortaya çıkmıştır (Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul 1986, c. III, s. 285).

7 Mayıs 2010 Cuma

KADİYÂNİLİK

Mirza Gulam Ahmet Kadiyânî (d. 1835 ya da 1839- ö. 1908) tarafından Hindistan Pencap-Kadiyan'da XIX. yüzyılın sonlarına doğru kurulan dini hareket. Kıyamet'e dair haberler üzerine kurulan Kadiyânilik, Mirzaiye ve Kadiyaniye adlarıyla da anılmakla birlikte hem kurucu ve bağlıları, hem de resmi belgeleri esas alan araştırmacılarca Ahmediye adıyla anılır. Kendilerinin ayrı bir din ya da mezhep üyesi gibi görülmesini istemeyen Kadiyânîler, hareketlerini ahmediye Hareketi olarak adlandırırlar. Bununla birlikte hareket İslam dünyasında daha çok Kadiyanilik olarak tanınmıştır.

KADERİYYE

Kader inancını reddeden düşünce ve inanç akımı. İlk bakışta mantık dışı görünen bu adlandırma, akım üyelerinin Allah'ın belirlediği kader yerine insanın belirlediği bir kadere inanmaları ve fiilleri Allah'a değil insana isnad etmelerinden dolayı yapılmıştır. Tam bir düşünce ve inanç okulu durumuna gelmesini sağlayacak bir sistematiğe sahip olmayan Kaderiyye akımının görüşleri çeşitli kişilerce temsil edildi ve giderek Mutezile okulunun temel tezleri arasına girerek varlığını sürdürdü.

İslâm mezhepler tarihçilerine göre Kaderiyye akımına Emevi halîfelerinden Abdülmelik İbn Mervan döneminde Haccâc tarafından öldürülen Ma'bed ibn Halid el-Cüheni (ö.80/699) öncülük etti. Tabiûn bilginlerinden olan ve Hasan Basrî'nin derslerini izleyen el-Cüheni'nin Kader konusundaki düşüncelerinin yaygınlık kazanmasında ünlü Mutezile bilginlerinden Amr b. Ubeyd'in önemli etkisi oldu. Kaderî düşüncelere yön veren etken, ilmî olmaktan çok siyasî niteliklidir. Emevîlerin yönetimlerini meşrulaştırmak amacıyla Cebr düşüncesinden yararlanmaya, çalışmalarına karşılık, bu yönetime muhalif kişiler onların anladıkları anlamda bir kadere, dolayısıyla onların yönetimine karşı çıkıyorlardı. Nitekim el-Cüheni'nin öldürülmesine kader konusundaki düşünceleri değil, Abdurrahman b. Eş'as'ın Emevîlere karşı başlattığı isyana katılması neden olmuştu. Mevcut yönetime karşı muhalefet, eylemlerini Allah'ın takdiri ile açıklayan Emevilerin uygulamalarından dolayı sorumlu olduklarım savunan tüm ilk kaderilerin ortak özelliğidir.

6 Mayıs 2010 Perşembe

İSNÂ AŞERİYYE

Şiî mezheplerden aynı zamanda İmamiyye diye de bilinen mezheb.

Onikiciler. Oniki imam tanıyan Şiîler. Şiîlerin içinde ilk yedi imâmı imam tanıyan fırkaya "Sebiyye" yediciler denildiği gibi oniki imamı kabul edenlere de oniki imamı tanıyanlar anlamında "isnâ aşeriyye" denilmiştir.

Oniki imamlar diye bilinen bu fırkanın mensupları aralarında birçok ihtilaflara düşmüşler, gruplara. ayrılmışlardır. Bu ihtilafların kaynağı imamlarla ilgili olan düşüncelerin farklı olmasıdır. Bilhassa son imam, imam-ı Muhammed Mehdî ile ilgili kanaatlar birçok isnâ aşeriyye fırkasında farklı farklıdır. Oniki imam sırasıyla şunlardır. 1. Ali el-Murtaza, 2. Hasan el-Müctebâ, 3. Hüseyn eş-Şehid, 4. Ali Zeynü'l-Abidîn es-Seccâd, 5. Muhammed el-Bâkir, 6. Cafer es-Sâdık, 7. Musa el-Kâzım, 8. Ali er-Rıza, 9. Muhammed et-Takî, 10. Ali en-Nakî, 11. Hasan el-Askerî, 12. Muhammed el-Mehdî el-Hucce.

İsnâ aşeriyye'nin bir ismi de imâmiyye'dir (Daha geniş bilgi için bk. Ca'feriyye mad.).

Şamil İA

İSMAİLİYYE

Şianın müfrit ve bâtinî bir kolu. İmamiyyenin Hz. Ali neslinden altına imamı Cafer a-Sadık (148/765)'ın ölümünden sonra büyük oğlu İsmail'in adına ortaya çıkan bir fırka. İsmailliye şiası yedinci imam olarak Cafer es-Sâdık'ın büyük oğlu İsmail'in olduğu görüşündedirler. İmâmîyye'ye göre kesin olarak açıklığa kavuşturulamamış bazı sebepler nedeniyle İsmail'de bulunan görev küçük kardeşi Musa'ya intikal etmiştir. Bu haksızlığın İsmail taraftarlarınca ve özellikle İsmail'in arkadaşı Ebu'l-Hattab (138/755) tarafından "İsmailiyye" adı altında bir fırka teşekkül ettirilmiştir. Zamanla kuvvet kazanan İsmailiyye fırkası prensip ve görüşleriyle, ihtilâlci teşkilat temellerini yine Ebu'l-Hattab'ın oluşturduğu görülür. Bu fırka taraftarları İsmail'in ölümüyle oğlu Muhammed ve Ebu'l-Hattab'dan sonra Meymun el-Kaddâh ve yerine oğlu Abdullah (261/784)'ın geçmesiyle kısa sürede yayılma imkânı buldu. Bunlar aynı zamanda İslâm öncesi eski Ortadoğu, İran ve Hind dinleri ile yeni Eflâtuncu felsefeden derledikleri inanışları ile Bâtınî inanışı denilen bir akîdenin mimarları olmuşlardır.

24 Nisan 2010 Cumartesi

DEHRÎLER

Dehr, lügatte; zamanın başlangıcı, dünyanın ömrü, asır, çağ gibi anlamlara gelmektedir.

"Dehrîler" veya "Dehriyye" ise, zamanı esas alıp, zamanın ve maddenin ebedîliğine inandıkları için, dünyadaki hadiselerin ancak tabiat kanunlarına uyarak meydana geldiğini kabul eden zümredir. Bunlar, Maddiyyûn, Muattıla ve Zenâdıka isimleriyle de tanınmaktadırlar.

Gazzalî, felsefecilerden bahsederken, kendisinden önceki felsefecileri üç gruba ayırmaktadır. Bunlar: Dehriyyûn (Materyalistler), Tabîiyyûn (Natüralistler) ve İlahiyyûn (Metafizikçiler)dir. Gazzali bu ayırımı takiben, onların fikirlerini kısa ve tiz bir şekilde şöyle özetler: "Bunlar, en eski filozoflardan bir zümredir. Kâinâtı idare eden ve herşeye muktedir olan bir yaratıcının varlığını inkâr etmişlerdir. Âlemin bir yaratıcı tarafından değil de, öteden beri kendiliğinden mevcut olduğunu, canlının meniden, meninin canlıdan vücûda geldiğini, böylece ebedî olarak devam ettiğini iddia etmişlerdir ki, bunlar zındıklardır." (İmam-ı Gazzali, el-Munkızu mine'd-Dalâl, Çev. A. Subhi Furat, Dalâletleri Hidâyete, İstanbul (t.y.), 48)