14 Mart 2010 Pazar

Tarihten Bir Vefa Örneği...

Mithat Cemal Kuntay anlatıyor:
“Meşrutiyetin ilk seneleri. Bir cuma. Adam boyu kar yağmış ve o gün, ne tramvay ne araba ne şimendifer ne vapur işliyor. Çapadaki bizim eve ne sütçü gelmiş ne de ekmekçi ve öğlen yemeğinden sonra kapı çalındı. Biz ekmekçi geldi zannetttik, baktık Akif gelmiş ve şaşırdım, nasıl geldiğini merak ettim. Beylerbeyinden Beşiktaşa nasılsa bir vapur işlemişti ve bu kadar dedi. Bu kadar mı dedim; evet dedi. Beşiktaşa geçmiş Beylerbeyinden ve tabiî, oradan Çapaya kadar yayan yürümüş. Nasıl yaparsın bunu dediğimde nasıl yapmam; söz vermiştim, geleceğim demiştim; gelmeme, sözümü çiğnememe, ancak ecelim mâni olabilirdi diyor Akif.” İşte ahde vefa; işte söz; işte sözünde durmak ve işte bir insan örneği...

Mehmet Akif, bütün ömrü boyunca, hep verdiği söze bağlı olarak yaşadı. Vefa duygusu Onun en belli başlı özelliklerinden birisiydi. Arkadaşları, Onun bir defa olsun yalan söylediğini duymadılar. Verdiği sözden caydığına şahit olmadılar. Yakın dostlarından Mitat Cemal Kuntay anlatıyor .
«Balkan Harbi başlarken, Akif Bey, yegane geçim yolu olan resmi memuriyetinden istifa etti. Kirada oturduğu evine, bir cuma günü gittim. Beş çocuğundan başka, dört çocuk daha vardı.
- Bunlar kim? dedim.
- Çocuklarım! dedi. Sonra anlattı
Âkif, Baytar Mektebinde iken bir arkadaşıyla anlaşmışlar. Kim önce ölürse, çocuklarına sağ kalan baksın! » demişler. Arkadaşı vefat etmiş Mehmet Akifte, verdiği söze bağlı kalarak anlaşma hükmünü yerine getirmiş.
Mithat Cemal devam ediyor;
- Halbuki o zamanlar, Akif Beyin beş parası yoktu; fakat beş çocuğu vardı!
Yine çok yakın dostlarından Fatih Gökmen anlatıyor;
Akif, verdiği söze bağlı olmayanlara insan gözüyle bakmazdı. Aramızda geçen bir olayı anlatayım: Ben Vaniköyde oturuyordum. Kendisi de Beylerbeyinde. Bir gün, öğlen yemeğini bende yemeği, sonra da oturup sohbet etmeyi kararlaştırdık. O gün, öyle yağmurlu, boralı bir hava oldu ki her taraf sele boğuldu. Havanın bu haliyle karadan gelemeyeceğini tabii gördüm. Yakın komşulardan birine gittim. Yağmur, bütün şiddetiyle devam ediyordu. Eve döndüğümde ne işiteyim, bu arada, Mehmet Akif Bey sırılsıklam bir vaziyette gelmiş. Beni bulamayınca, evdekilerin bütün ısrarlarına rağmen içeri girmemiş. «Selam söyleyin» demiş ve o yağmurlu havada dönmüş gitmiş! Ertesi gün, kendisinden özür dilemek istedim.
- «Bir söz, ya ölüm veya ona yakın bir felaketle yerine getirilmezse mazur görülebilir” dedi ve benimle altı ay dargın kaldı.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder