20 Mart 2010 Cumartesi

Bir Hilal Uğruna, Ya Rab, Ne Güneşler Batıyor!

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
"Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir." (Ahzab, 23)
Muâz İbnu Cebel (ra) anlatıyor: "İçinden samimi şekilde Allah yolunda cihâd yapmayı temenni eden bir kimse, bilâhare ölse de, öldürülse de şehid sevabı kazanır. Kim de Allah yolunda yara alsa veya Allah yolunda -düşmanın sebep olmadığı- bir musibetle bile yaralansa bu yara, kıyamet günü, en büyük hâli içinde rengi zaferân renginde, kokusu da misk kokusunda olarak gelir. Kimin vücudunda, Allah yolunda iken çıkan, iltihab gibi bir yara açılacak olsa bu da onun için şehidlik mührü olur." (Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 21, (1657); Ebu Dâvud, Cihâd 42, (2541); Nesâi, Cihâd 25, (6, 26))
Gel Bak Tarihine
“–Evlâdım! Çanakkale’den alacağın bir ders de şudur ki; eğer bir harpte Allâh için, vatan ve millet için hakîkî şehidler veriliyorsa, bu kurbanların arkasından büyük zaferler gelir. Eğer bunun zıddına, bir muhârebede sadece molozlar, yâni iç dünyâsı bomboş yürekler ölüyorsa, onların ardında da yalnızca bir enkaz yığını kalır…”
O hâlde sen de gel bak; târihten bu yana, şu Anadolu topraklarında, Balkanlarda, Yemen’de, Cezâyir’de, Kırım’da ve daha nice yerlerde ceddinin yaşadığı acı-tatlı hâtıraları unutma! Yunan mezâlimini, Moskof mezâlimini ve Ermeni mezâlimini bir oku! En son olarak bilhassa Çanakkale’yi ve İstiklâl Harbini devamlı hatırında canlı tut! Son yıllarda yaşadığınız Bosna-Hersek gibi hâdiselerde de büyük ibretler var! Dostunu, düşmanını iyi tanı! Ayrıca yer altında ve yer üstünde hem maddî hem mânevî nice hazînelerin var. Bunları en güzel şekilde kullanmayı bil![Osman Nuri Topbaş, Tarihe Yolculuk, Erkam Yay.]
Her Güne Kelime

bilâhare: Sonra, sonradan, sonunda.
muhârebe: Harbetme, savaşma.
mezâlim: Eziyet, zûlüm.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder