28 Mayıs 2010 Cuma

NAHL SÛRESİ

Kur'an-ı Kerim'in on altıncı sûresi. Yüz yirmi sekiz ayet, bin sekiz yüz kırk bir kelime ve yedi bin yedi yüz yedi harften ibarettir. Mekkî sûrelerden olup, Kehf sûresinden sonra nâzil olmuştur. Son üç ayeti Medenîdir. Fâsılası râ, mim ve nun harfleridir. Adını, altmış sekizinci ayetinde geçen, arı anlamındaki "Nahl" kelimesinden almıştır. Bu adı almasının özel bir sebebi yoktur. Buna Niam sûresi de denilmektedir. Genel üslubundan, Mekke döneminin sonlarına doğru nâzil olduğu anlaşılmaktadır.

"Bu sûre de, diğer Mekkî sûrelerde olduğu gibi, büyük itikadi konuları işlemektedir. Ulûhiyet mevzuuna dokunmakta, vahiy meselesine temas etmekte ve öldükten sonra dirilişi ele almaktadır. Ancak, bu belli başlı konuların yanısıra, konuyla yakından ilgili bir çok noktalara temas edilmektedir. Hz. İbrahim (a.s)'in getirdiği mesaj ile Hz. Muhammed (s.a.s)'in getirdiklerini birbirine bağlayan büyük vahdaniyet gerçeğine işaret etmekte, ilâhî irade üç beşerî iradenin; iman ve küfür, hidayet ve dalâlet konusundaki alâkasına dokunmaktadır. Peygamberlerin vazifesini göstererek onları yalanlayanlar hakkında Allah'ın kanununa temas etmektedir. Helâl ve haram konusunu ele almakta ve putperestlerin bu konudaki evham ve hurafelerini anlatmaktadır. Bir nebi, Allah yolunda hicret ve müslümanların dinlerinden döndürülmelerine işaret ettikten sonra, imana girip de tekrar küfre dalanlara temasla, bütün bunların Allah nezdindeki karşılığına işaret etmektedir. Daha sonra, itikadî konulara, muamelât ile ilgili hususlara, adalet, iyilik, infak ve ahde vefa mevzuunu işlemektedir. Bunların dışında da akide esası üzerine bina edilen bir çok ahlâkî konulara dokunmaktadır. Görüldüğü gibi bu sûre, ele aldığı konular itibariyle son derece yüklü ve doludur".

27 Mayıs 2010 Perşembe

NÂFİLE

Bağış, hibe, ganimet malı, zorunlu olmaksızın yapılan iş. Farz veya vacib namazlar dışında kalan ve Resûlullah (s.a.s)'ın kıldığına dair rivayet bulunan namazlar demektir. Bunlar da sünnet olan nâfileler ve mendup olan nafileler olmak üzere ikiye ayrılır. Sünnet olan nâfile, Allah elçisinin yapmağa devam ettiği ve ancak nâdir olarak yapmadığı kuvvetli işlerdir. Kimi zaman bu işleri yapmamasının sebebi insanlara farz olmadığını göstermektir. Mendup olan nâfile ise, Hz. Peygamber'in bazan yapıp, bazan yapmadığı, kuvvetli olmayan sünnetlerdir. Menduba müstehap da denir.

Fıkıh usûlünde nâfile, sünnet, tatavvu, müstehap ve ihsan terimleri "mendup"la eş anlamda kullanılır. Nâfile ibadetleri aşağıdaki şekilde tasnif etmek mümkündür:

NAFAKA

İnfak edilen şey, azık, yiyecek, ev reisinin sağlamak zorunda olduğu yiyecek, giyecek, mesken ve benzeri şeyler. "Nafaka" kökünden infâk; hayır yolunda mal sarfetmek demektir. Nafakanın çoğulu "nafakât"tır. Bir terim olarak yiyecek, giyecek ve meskenden kişiye yetecek miktarı ifade eder.

Nafaka genel olarak ikiye ayrılır: 1. Kişinin kendisine gerekli olan nafaka. Bu, başkasına vereceği nafakadan önde gelir. Çünkü Hz. Peygamber; "Önce kendi nefsine, sonra nafakası sana gerekli olan kimselere tasadduk et" buyurmuştur (Müslim, Zekât, 95, 97, 106; Ebû Dâvud, Zekât, 39, 40; Ahmed b. Hanbel, II, 94).

2. Kişinin başkalarına vermesi gereken nafaka. Bu çeşit nafakanın üç sebebi vardır. Evlilik, hısımlık ve mülkiyet bağı.

NÂDİRÜ'R-RİVÂYE

Hanefi imamlarından İmam Muhammedin, hocası İmam Azam Ebû Hanife ve İmam Ebû Yusuf'la kendisine ait kavilleri toplayıp yazdığı üç kitab grubundan ikinci grubunun müşterek adı. Bunlara "Nâdiru'r-rivâye" denilmesi, bu kitablardaki meselelerin rivayetinin "Zahiru'r-rivâye" grubundaki kitabların rivayetinden daha zayıf, âhâd tarikiyle olması sebebiyledir (İbn Abidîn Terc. I, 85; Abdülkerim Zeydan, el-Medhal li Dirasetiş-Şeriatil-İslâmiyye, s. 161 ).

Bu gruptaki kitaplara ayrıca "Kütübü'n-Nevâdir", "Mesâilû'n-Nevâdir", "Kütübü Gayri Zahirir-Rivâye" veya kısaca "en-Nevâdir" de denir (Zeydan, age., s. 161).

NADİROĞULLARI

İslâm'ın ilk yıllarında Medine'de yaşayan üç yahudi kabilesinden biri.

Nadir, birçok manâlarının yanısıra "yeşil ve çiçekli bir bitki" anlamına gelir. Bu kabile Medine ve çevresinde büyük hurma bahçelerinin sahibi olarak bilinir.

Arabistan yahudilerinin güvenilir vesikalara dayanan bir tarihi yoktur. Arabistan yahudilerinin geçmiş tarihine ışık tutacak herhangi bir yazı, kitap veya yazıt şeklinde bir bilgi de yoktur. Ayrıca Arabistan dışındaki Yahudiler de Arap dindaşlarıyla fazla ilgilenmemiş ve tarihçiler ile yazarları bunlardan hiç söz etmemişlerdir... Arap yahudilerinin tarihini incelerken ister istemez araplar arasında kulaktan kulağa anlatılan rivayetler ve söylenenlere itibar etme zorunluluğu vardır. Bu rivayetlerin pek çoğu da bizzat yahudiler tarafından ortaya atılmıştır (Mevdudi, Tarih Boyunca Tevhid, Mücadelesi ve Hz. Peygamber, Terc. N. Ahmet Asrar, İstanbul 1983, I, s. 526).

MÜZZEMMİL SÜRESİ

Kur'ân-ı Kerim'in yetmiş üçüncü sûresi. Yirmi âyet, iki yüz elli sekiz kelime ve sekiz yüz seksen sekiz harften ibarettir. Fasılâsı elif harfidir. Mekkî sûrelerden olup Kalem sûresinden sonra nazil olmuştur. On, onbir ve yirminci âyetleri Medine'de nazil oldu. Bu sûreyi Medineliler on sekiz, Basralılar on dokuz ve diğerleri de yirmi âyet olarak kabul ederler. Adını birinci âyetinde geçen ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'i vasfeden, örtüye bürünen anlamındaki "Müzzemmil" kelimesinden almıştır.

Nüzûl sebebi olarak bir kaç rivayet zikredilmektedir. Bunlardan biri Darunnedve de toplanan müşriklerin sarfettikleri sözlerdir. Onlar Rasûlüllah (s.a.s.)'ın tevhide davet ederken okuduğu âyetlerin ilahî uslubu karşısında çaresiz kaldıklarından, Rasûlüllah (s.a.s.)'ın insanları etkilemesini önlemek için çareler aramaya başladılar. Darunnedve'de toplanan müşrikler, bu adama bir isim verelim ki insanlar ondan uzak dursun dediler. Bazısı kâhin, bazısı deli ve diğer bazısı da sihirbazdır diyelim dediler. Ancak bunların hiçbiri Hz. Peygamber için uygun olmadığından herhangi birinde karar kılamadılar. Ancak Rasûlüllah (s.a.s.) bu olayı duyunca çok üzüldü ve elbiselerine sarılarak uykuya daldı. Bu sırada Cebrail (a.s.); "Ey örtülere bürünen peygamber" hitabıyla seslenerek başlayan sûrenin ilk bölümünü getirdi (İbni Kesir, Tefsîru'l Kur'ani'l-Azim İstanbul,1985, VIII, 275).

MÜZDELİFE

Mekke'de, Arafat ile Mina arasında bulunan ve Hac'da Arafat'tan sonra vakfe yapılan yer. Müzdelife kelimesi, "yaklaşmak, yakınlaşmak" anlamındaki Arapca "zelefe" kökünden türetilmiş olup, "yaklaşılan, yakınlaşılan yer" anlamında, iftial babından ism-i mekân kalıbındadır. Ayrıca burası, "toplanma, bir araya gelme" anlamında cem adıyla da anılmaktadır. Burasının bu adlarla adlandırılması değişik şekillerde yorumlanmıştır. Hz. Adem (a.s.), Hz. Havva ile burada buluşmuş ve birbirine yaklaşmışlardı. Katade'den yapılan bir rivayette ise, akşam ile yatsı namazının bir arada kılınmasından dolayı Cem' adı verildiği söylenmektedir (İbn Hacer el-Askalânî, Fethu'l-Bâri, Mısır 1959, IV, 270). Yine, insanların burada toplanarak vakfe ile Allah Teâlâ'ya yaklaştıkları Hac esnasında insanların bir araya gelip toplanmaları yahut Mina'ya yaklaşmış olmaları veya buranın Allah Teâlâ'ya yaklaşılan bir yer olarak telakki edilmesi vb. sebeblerden dolayı bu adı almıştır (a.g.e., aynı yer). Bakara Sûresinin yüz doksan sekizinci ayetine istinaden buraya, Meş'aru'l-Haram da denilmektedir (Muhammed İbn Kudame, el-Muğnî, Mısır (t.y.), III, 421).

MÜZÂYEDE

Arttırma, başkasına karşı bir şeyin fiatını arttırma "Fâele" babından "zâyede" fiilinin masdarıdır.

Müzâyede bir satış akdi olup iki çeşittir. Biri Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından benimsenmiş ve bizzat uygulanmış diğeri ise yasaklanmıştır.

Enes b. Malik'ten rivayet edildiğine göre, Ensârdan biri Hz. Muhammed(s.a.s.)'e gelip dilenmiş, O'ndan bir şeyler istemiş, Hz. Peygamber (s.a.s.); "Evinde hiç birşey yok mu?" diye sorunca, adam, bir çul ile bir kap olduğunu söylemiş. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in emri üzerine adam onları getirmiş. Rasûlüllah (s.a.s.), çul ile kabı eline alarak; "Kim bunları satın alacak?" dedikten sonra, ashaptan biri: "Ben onları bir dirheme alacağım" demiş. Peygamber (s.a.s.) iki üç defâ; "Kim arttıracak? Artıran yok mu?"dedikten sonra bir başka sahabi iki dirhem vereceğini söylemiş. Hz. Peygamber (s.a.s.) malı ona satıp, parayı Ensâriye vermiş ve bu paranın bir kısmı ile evine yiyecek almasını, diğer kısmı ile bir balta alıp getirmesini emretmiştir. Adam baltayı alıp getirdikten sonra Hz. Peygamber (s.a.s.) kendi eliyle baltaya bir sap takmış ve adama onunla odun kesip pazarda satmasını söylemiş; bu şekilde rızkını kazanmasının dilenmekten daha hayırlı olduğunu buyurmuştur (Ebu Davud, Zekât, 26).

MÜZÂBENE

Müdâfaa etmek; bir şey ölçüp tartmadan kabala satmak; ağacın üzerindeki miktarı belli olmayan meyveyi, miktarı belli kuru veya olgun meyve ile mübadele etmek, anlamında bir İslam hukuku terimi. Bu akit, taraflardan birisinin aldanma riski bulunduğu için hadisle yasaklanmış, ancak ticaret amacıyla olmaksızın sadece aile fertlerinin yemesine yönelik az miktardaki ariyye denilen mübadeleye izin verilmiştir.

Sehl b. Hasme'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Rasûlüllah (s.a.s.) taze hurmayı kuru hurma karşılığında satmayı yasaklamış ve "Bu ribâdır, bu müzâbenedir" buyurmuştur. Yalnız ariyyeye, yani iki ağaç hurmanın yemişini kuru hurma karşılığında satmaya ruhsat vermiştir. Onu bir hane halkı kuru hurma ile takdir ederek taze taze yerlerdi" (Müslim, Buyû', 67). Sa'd b. Ebî Vakkas'tan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: "Rasûlüllah'a kuru hurmanın yaş hurma karşılığında satın alınması sorulduğunda çevresinde bulunanlara, "Yaş hurma kuruyunca azalır mı?" diye sormuş, "evet" cevabını alınca da, böyle yapmayı yasaklamıştır" (Ebû Davûd Buyû', 18; Tirmizi, Buyû', 14; Nesaî, Buyû', 36).

MÜTTEFEKKUN ALEYH

Üzerinde ittifak edilen ve ihtilaf konusu olmayan herhangi bir konu, söz veya mesele. İslamî ilimler alanlarında değişik anlamlarda kullanılmaktadır.

Hadiste müttefekun aleyh: Kütüb-i Sitte denilen meşhur altı hadis kitaplarının ravilerinden özellikle Buhârî ve Müslim'in her ikisinin aynı raviden rivayet ettiği hadislerdir. Bu tür hadisler, hadis kitaplarında zikredildiğinde, hadislerin sonunda "bu, müttefekun aleyh bir hadistir" veya "bu hadisi, Buhari ve Müslim rivayet etmiştir" şeklinde ifadeler yer almaktadır. Mesela şu hadis-i şerifi Buhari ve Müslim rivayet ettikleri için sonunda müttefekun aleyh ifadesi yer almaktadır: "Hepiniz çoban yani muhafızsınız ve hepiniz de maiyetinizde bulunanlardan sorumlusunuz. Bir yönetici (maiyetindekilerin) muhafızı (çobanı)dır. (Aile reisi olan) adam, aile efradının çobanıdır. Kadın da kocasının evi ve çocukları üzerinde çobandır. Hülasa hepiniz muhafız (çoban)sınız ve hepiniz de idarenizde bulunanların hukukundan sorumlusunuz" (İmam Nevevî, Riyazü's-Salihin tercümesi, I, 323).