YATSI NAMAZI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YATSI NAMAZI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2010 Salı

YATSI NAMAZI

Farz olan beş vakit namazın en sonuncusu.

Beş vakit namazla birlikte Hicretten bir buçuk yıl önce farz kılındı. Adını, kılındığı vakitten alır. Arapça'da yatsı namazına "salatül-işa" denir. Dört rekût gayr-i müekked sünnet, dört rekât farz, iki rekât da müekked sünnet olmak üzere toplam on rekâttır. Yatsı namazının vakti içerisinde kılınan üç rekâtlık vitir namazıyla birlikte, yatsının vakti içerisinde toplam ön üç rekât namaz kılınmış olur. Ancak, vitir namazı yatsı namazından sonra kılınır; sünnet olan da yatsı ile vitir arasını bir süre ayırmaktır. Hanefilere göre her ne kadar vitir namazı üç rekât kılınıyorsa da, bu namaz üç rekâtla sınırlandırılamaz. Hz. Peygamber'in yatsıdan sonra uyuduğu, daha sonra gece uykusundan kalkarak vitir namazıyla teheccüd namazını birlikte kıldığı rivayet edilir. Hz. Aişe (r. anha) dan gelen bir rivayete göre: "Peygamber (s.a.s) gece on rekât (nafile) kılar, bir rekât daha ilaveyle vitri de îfa eder (şafak atınca) sabahın iki rekât sünnetini de kılardı. Bunların toplamı on üç rekât tutardı" (Ebu Dâvûd, II, 348). Rasûlüllah'ın kıldığı vitir namazı farklı olurdu. İslâm alimlerine göre, bir, üç, beş, yedi, dokuz, on bir rekat kılınabilir. Değişmeyen ise, tek rekâtlı olmasıdır. İmam Şâfıî ile Ahmed b. Hanbel tek rekât kılınabileceğini söylerken, İmam Ebu Hanife'ye göre vitir üç rekâttır.

Vakti: Yatsı namazının vakti akşam namazının vakti çıktıktan sonra girer ve sabahın vakti girinceye kadar devam eder. Rasûlüllah'ın, yatsı namazını kılmadan önce uyumaktan, namazdan sonra ise oturup konuşmaktan hoşlanmadığı hakkında bir rivayet vardır (Tecrîd-i Sarih, II, 489). Yatsıyı gecenin hangi vaktinde kılmak gerektiği konusunda da değişik rivayetler vardır. Bunlara göre Rasûlullah bazan erken bazan da geç vakit kıldırırdı. Bu rivayetlerin biri şöyledir: "...Yatsıyı da bazen erken, bazen geç kıldırırdı. Cemaati toplanmış bulduğunda erken kıldırır, gecikmiş bulduğunda tehir ederdi..." (a.g.e., 508).