PEYGAMBER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PEYGAMBER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2010 Salı

HAZRET-İ ZÜLKARNEYN -aleyhisselâm-

Zülkarneyn kelimesi “iki asır sâhibi” mânâsına gelmektedir. Dünyânın şark ve garbını dolaşması, Allâh’ın kendisine nûr ve zulmeti musahhar kılması (emrine vermesi) gibi sebeplerle O’na Zülkarneyn lâkabı verildiği nakledilmektedir.
Hazret-i Zülkarneyn’in peygamber mi yoksa velî mi olduğu husûsunda ihtilâf vardır. Kur’ân-ı Kerîm’de doğuya ve batıya yaptığı seferleri zikredilmiştir. Hazret-i Nûh’un oğlu Yâfes’in soyundandır. Asıl ismi İskender’dir. Ancak Hazret-i Zülkarneyn, Makedonyalı İskender ile karıştırılmamalıdır. Târihteki Büyük İskender, M.Ö. III. asırda Makedonya’da dünyâya gelmiş, Hindistan’a kadar sefer etmiştir. Aristo’nun talebesidir. İskender-i Zülkarneyn -aleyhisselâm- ise, Hazret-i İbrâhîm -aleyhisselâm- zamanında yaşamıştır. Hattâ O’nunla haccetmiş, duâsını almıştır.
Makedonyalı İskender’in seferleri, Hazret-i Zülkarneyn’in seferleri gibi, doğu ve batıdaki fetihler olarak değerlendirilemez. Yine Makedonyalı İskender, tarihî bilgilere göre herhangi bir set inşâ etmemiştir. Şunu da söyleyebiliriz ki, Makedonyalı İskender Allâh’a îmân eden bir kimse değildi. Mağlup ettiği milletlere karşı da şefkat ve adâletle davranmamıştı. Bütün hayâtı kayda geçirilen bu İskender ile Zülkarneyn -aleyhisselâm-’ın hâlleri arasında en ufak bir benzerlik mevcud değildir. Buna ilâveten Makedonyalı İskender’in “Zülkarneyn” vasfını hâiz olabilecek bir husûsiyeti de yoktur.
Rivâyete göre Zülkarneyn -aleyhisselâm-, teyzesinin oğlu Hızır -aleyhisselâm-’a ordusunda kumandanlık vazifesi verdi. Kâfirlerle savaştı. Ye’cûc ve Me’cûc kavmine karşı bakır ve demir karışımı bir set yaptı. Allâh’ın dînini, tevhîd akîdesini yaydı; insanlara hakkı ve hakîkati tebliğ etti.
Medîne-i Münevvere ile Şam arasında “Dûmetü’l-Cendel” denilen yerde vefât etti. Mekke civârında “Tihâme” dağlarına defnedildi.

30 Mayıs 2010 Pazar

PEYGAMBER, PEYGAMBERLİK

Haber getiren kişi. Allahu Teâlâ'nın kullarına emir ve yasaklarını bildirmek ve onlara hakkı, doğruyu ve yanlışı açıklamak üzere seçip görevlendirdiği ilahî elçi. Kur'an-ı Kerim' de; "nebi" veya "enbiya", bazan da "resul" veya "rusul" diye geçer.

"Nebi", arapça bir kelime olup, "nebe' " kökünden türetilmiştir. Muhbir, yani "haber verici" anlamına gelir. Ancak nebe', herhangi bir haber değil; bize bildirilen fevkâlade değerde, çok önemli bir haber, bir tebliğ demektir. Nebe', yalnız, doğruluğunda hiç şüphe olmayan bir haber için kullanılabilir (Rağıb el-Isfahanî el-Müfredât, Nebi maddesi). Nebi'nin manası, Allah'ın, seçtiği kullarına ilâhî haberinin, vahiy yoluyla ulaşması ve vahyine muhatab olmasıdır. Kelime, Allah ile peygamberi arasındaki alâkayı, yani vahyi ve haber vermeyi açıklıyor (Saît Ramazan el-Butî, Kübrâ el- Yakîniyyât el-Kevniyye, s. 172).