KAHİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KAHİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2010 Cumartesi

KEHÂNET

Kâinatta gelecek zamanda vuku bulacak olaylardan haber verme, bazı sırları keşfetme. Bu işle meşgul olan kimselere de "Kâhin" denir. Çoğulu; kühhân, yahut kehene, dişili; kâhinedir.

İslâm'dan önce Arapların arasında çok kâhin vardı. Bunlar, bir çok şeyi bildiğini iddia ederlerdi. Bunların bir kısmı emrinde cinler bulunduğunu ve onlar vasıtasıyla bir takım bilgiler edindiklerini, diğer bir kısmı da, kendisinde bulunan bir nevi ilham ve kudret sayesinde bazı şeyleri idrak ettiklerini iddia ederlerdi (İbn Mace, Terceme ve Şerhi, Çev. H. Hatiboğlu, İstanbul 1983, VI, 134).

Kâhinler, menşe itibariyle Şâmânlara, rahiplere ve fetiş rahiplerine (ârif bis-sanam) bağlanırlar. Fakat eski Arap hikâyelerinde, hadislerde ve ender olarak İslâmiyet'ten önceki şiirlerde rastlanan şekli, bunların; şâmânizmin en kaba şekillerini bile geri de bırakmış olduğunu göstermektedir.

7 Mayıs 2010 Cuma

KAHİN

Falcılara, bakıcılara, gaibten haber veren kimselere verilen isim Falcılık, bakıcılık sanatına da "kehânet" denilir. Kâhin kelimesi arapça bir kelime olup çoğulu "kehene" veya "kühhân" dır.

İslâm'ın tebliğinden önce kâhinler geleceğe yönelik bazı bilgileri haber verirler, kâinattaki gizli sırları bildiklerini iddia ederlerdi.

Kâhinlerin cahiliyye toplumu içinde önemli yerleri vardı. Onlara bazı hususlar sorulur, düşünceleri alınırdı. Her kabilenin bir şâiri bir hatibi olduğu gibi, bir kâhini de olurdu. Kâhinler, insanlar arasından anlaşmazlıkları çözümler, rüyaların yorumunu yapar, işlenen suçların fâillerini belirlerler, hırsızlık olaylarını açığa çıkarırlardı.

Kâhinler, genellikle kabilenin ileri gelenleri arasından olurdu. Kâhinllik babadan oğula da geçebilirdi. Kabilenin efendisi aynı zamanda kâhini de olabiliyordu.