Savaş esirlerini serbest bırakma karşılığında alınan fidye de ayetle sabittir.
''Onun için o küfredenlerle (savaşta) karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihâyet onları güçsüz bir duruma düşürdüğünüz vakit bağı sıkı tutun. (Ondan) sonra da ya iyilik yapın yahut fidye alın " (Muhammed, 47/4).
Ayetteki "bağı sıkı tutun" ifadesinin anlamı onları esir alın demektir.
Savaş esirleri hakkında yapılacak muamelede İslâm, devlet başkanına geniş yetkiler vermiştir. İslâm Devletini ve müslümanların yararını esas alır. Esirin hayatta kalması zararlı ise idam edilir. Maslahata uygunsa fidye karşılığı serbest bırakılır veya karşılıklı esirleri mubadele eder yahut da salıvermeyip köleleştirilmesini emreder. İslâm Devlet Başkanı bütün bu yetkilerini, diğer meselelerde olduğu gibi İslâm; esaslara göre kullanır. (el-İhtiyar li Ta'lili'l-Muhtar, IV, 197).
Bir müslüman namazını kılmamış, sonra da olan kaza etmeden vefat ederse, her vakit namaz için bir fitre miktarı fidye verilir. Bu kimse vasiyette bulunmuşsa bıraktığı malın üçte birinden vasiyeti yerine getirilir, bulunmamışsa varisler isterse bu fidyeyi verir, isterse vermez.
Ancak, iskat-ı salât hakkında, yani kılınmayan namazların fidyesini vermek husûsunda Kur'an ve Sünnet'de bir nass ve hüküm yoktur. Yalnız İmam-ı Muhammed'in "Ziyadât" isimli kitabında kendisinden bu hususta bir ictihad nakledilir. Bu ictihâdın da İmam-ı Muhammed tarafından yapılıp yapılmadığı kesin olarak bilinmemektedir. Onun için bu görüşü alan bütün âlimler, kılınmayan namazların karşılığında verilen fidye sebebiyle o kimsenin af olacağı husûsunda kesin bir hüküm verememektedirler. Yalnız "verilen fidyeler ve-fakirlere yapılan yardımlardan dolayı bağışlanması Allah'ın rahmetinden umulur" derler.
Yahya ALKIN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder