İkinci anlamında ise Feyz, sufi kozmolojinin oluşumunu ifade eder: Buna göre Allah "gizli bir hazine" iken bilinmeyi istemiş ve bu irade neticesinde evreni varetmiştir. Bu varoluş süreci tedrici bir iniş (tenezzül) sistemini ifade eder. Bu anlayışın ilk sistemleştiricisi ise Muhyiddin el-A'râbı'dir. Ona göre varoluş tenezzülât-ı seb'a dediği bir iniş sırası (mertebe) takib eder. O'nun bu anlayışı Yeni-Eflâtuncu sudur nazariyesine bir çok yönden benzer. Şu farkla ki, Muhiddin el-A'rabî'nin sitemin de ikinci mertebe de Hakikat-ı Muhammediyye bulunur ve son mertebe de ise insan bulunur (bk A . Avni Konuk, Fususu'l-Hikem Tercüme ve Şerhi, 1, 10 vd. İst. 1987; İsmail Fennî, Madiyyûn Mezhebinin İzmihlâli, s.259-262, İst. 1928).
Nihayet sufiler bu son anlamında feyzi ikiye ayrılırlar:
1- Feyz-i Akdes: Allah'ın kendi zatına tecellisi ile eşyanın arke tipleri olan sabit gerçeklerin (Âyanı Sâbite) İIm-i İlâhı detaayyünü (belirmesi). Burada tecellî zatı olduğundan âyanı sabite'nin dış dünyada varoluşu söz konusu değildir. Bu itibarladır ki Sûfîler, âyanı sabite varlığın kokusunu bile almamıştır derler.
2- Feyzi Mukaddes: Allah'ın esmâ ve sıfatları yönünden tecellisi neticesinde ilm-i ilâhideki sabit gerçekler dış dünyada varlık kazanırlar. Feyzi mukaddes Feyzi Akdes üzerine müretteb olduğundan dolayıdır ki, bu öğretiye bağlı sûfîler şeylerin özlerinin (ayn) yaratılmamış olduklarını sadece Onlara dış dünyada eğreti bir varlık bahşedildiğine inanırlar (bk. Cürcânı, Ta'rifât, ilgili maddeler; Şeyhülislam M. Sabri Efendi, Mevgıfu'l-Beşer Sahte Sultani'l-Kader, s.267 vd. Kahire 1356).
Seyfullah SEVİM
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder