13 Mart 2010 Cumartesi

Ağaca Yaklaşmayın!

Aydın Başar

Şeytanın kovulma süreci Bakara Sûresi 34. ayette şöyle anlatılır: “Biz meleklere ‘Adem´e secde edin´ dediğimiz zaman bütün melekler secde etti. Sadece İblis kaçındı. Kibirlendi ve kafirlerden oldu.”

Ayetten anlaşıldığına göre melekler kendilerine emredileni hemen yaparlar ve insana secde ederler. Böylece melek ile insan arasındaki dostluğun temelleri atılır. Rabb´imiz kendisinin bilindiği gibi meleklerinin de bilinmesini ister. Bu bakımdan insanlardan meleklerin varlığına da iman etmeleri beklenir. İnsan meleklerin varlığına iman eder, melekler de insana dua ederler. Melekler insana secde ederken gocunmazlar. Müminler de Rablerinin birer vazifedar memuru olan bu melekleri severler. Mümin ve melek arasındaki bu sevgi bütün sevgileri yaratan Yüce Rab´den kaynaklanır. Kamil vasıflarla mücehhez olan mümin, meleklere yaklaşırken, sufli duygularının esiri olan kafir ise yaratılışının gereği olarak şeytana yaklaşır. Yani mümin ve melek arasındaki yakınlık da kafir ve şeytan arasındaki yakınlık da yukarıdaki ayette ifade edilen hakikatle alakalıdır.

Cinlerden olduğu halde meleklerin yanında olan İblis Hz Adem´e secde etmeyerek meleklerin eriştiği bu şereften mahrum kalır. Ayette onun bu davranışının sebebi “kibirlenmek” olarak ifade edilir. Şeytanın insanları günaha itelemesi ve isyan etmeye sürüklemesinin alt yapısı da yine bu ayette ifade edilir. Bu ayeti düşünürken unutmamamız gereken bir şey vardır ki; o da şudur: Biz bütün bu olan biteni, Bakara Sûresi 30. ayetindeki “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” ifadesi bağlamında değerlendirebiliriz. Yani sürecin tamamına vakıf olmadığımız gibi ondaki bütün hikmetleri de tam olarak kavrayamayız. Şeytan artık bundan sonra insanın doğru yolu üzerine oturup kalkmayacaktır. Artık meleklerin secde ettiği insan, şeytanın ayartmasına aldanırsa aşağıların aşağısına doğru inebilecektir. Nitekim huzurdan kovulan şeytanın ilk icraatı Hz Adem ve Hz Havva´yı kandırması olmuştur. Bunu Kuran şöyle anlatır: “Ve biz dedik: Ey Adem! Sen ve eşin Cennet´e yerleşin ve ikiniz istediğiniz yerde oradaki nimetlerden bol bol yiyin, fakat bu ağaca sakın yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz.” (Bakara, 35) Yine başka bir ayette şöyle buyrulur: “Muhakkak ki senin için orada acıkmak, çıplak kalmak, susamak ve güneşten yanmak diye bir şey yoktur.” (Taha 118, 119) Dünyada uzun veya kısa bir insan ömrü içerisinde mutlaka acıkmak, susamak, açıkta kalmak gibi haller gerçekleşeceğinden dolayı burada bahsedilen cennet noksansız ve kusursuz bir yer olmalıdır. Dolayısıyla bize göre bazı müfessirlerin burada bahsedilen cennetin dünyada bir yer olduğuna ilişkin söylemeleri isabetsizdir.

Hz Adem ve Hz Havva´ya yasak ağaca yaklaşmamaları yani kendileri için haram kılınana el uzatmamaları öğütlenmiş, ardından “bunu yapacak olursanız zalimlerden olursunuz” diye uyarılmıştır. Demek ki burada harama el uzatmak zulüm olarak nitelendirilmiştir.

Yüce Allah onlara; “Oradaki nimetlerden bol bol yiyin” buyurarak onlardan nimetlerinden istifade etmelerini istemiştir. Kendileri için bir mahrumiyet alanı oluşturmalarını istememiştir. Demek ki Yüce Allah helal rızıklardan yararlanmamızı ister ve rızıklara ulaşmamız için bizleri teşvik eder. İslam´da ruhbanlıktaki gibi helal olanlardan kaçma diye bir şey olmadığı gibi insanın kendisini helal olandan mahrum etmesine de hoş gözle bakılmaz. Bu konuda prensip şudur: Yiyin için fakat helal daireden çıkıp haram dairesine girmeyin. Çünkü helal dairesi insana kafidir. Ayetlerde sürecin devamı şöyle anlatılır: “Derken şeytan o ikisinin ayaklarını kaydırdı ve onları içerisinde bulundukları yerden çıkarttı. Biz de dedik ki: Bazılarınız bazılarınıza düşman olarak inin. Artık yeryüzünde sizin için, geçici bir konaklama yeri ve bir zamana kadar geçim vardır.” (Bakara, 36) Yüce Allah´ın sözünü dinlemedikleri ve O´nunla yaptıkları anlaşmaya sadık kalmadıkları için inmeleri gerekir.

Ayetten kendi hesabımıza alacağımız ders şudur: Ne kadar yukarı bir konumda olursak olalım, eğer Rabb´imizle yaptığımız anlaşmayı bozarsak eninde sonunda oradan indiriliriz. Maddî, mânevî veya ahlakî birçok yönden yukarı bir konumda olsak bile, bizim o konumda sürekli kalacağımızın bir garantisi yoktur. O halde insan olarak kendimizi alçak bir konuma düşürmemek için haram dairesine girmemeliyiz. Yani o ağaca yaklaşmamalıyız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder